MEB 4+4+4 “dayatması“ndan vazgeçileceğine ya da esnetileceğine yönelik açıklamalar yaptı ama arkası gelmedi. Fabrika ayarları yeniden dönülür mü? Net olan bir şey yok! 12 yıldan vazgeçilir mi bu konuda da ayrıntı söz konusu değil. Peki ne olur ya da ne olacak?
Kamuoyunda ve özellikle de eğitim camiasında yeterince tartışılmayan kararların kalıcı olmadığı yönelik olarak onlarca proje saymak mümkün.
Örneğin el yazısı, örneğin okula erken başlama yaşı, örneğin ödevsiz, çantasız eğitim, örneğin basamaklı kur sistemi, örneğin sürekli değişen sınav sistemleri örneğin okul türleri, örneğin serbest kıyafet, sınıf geçme sistemi, örneğin öğretmen yetiştirme ve atama sistemleri, örneğin zorunlu eğitim süreleri!..
Eğitim gibi yaşayan ve yaşamdaki değişimlerden direkt etkilenen sistemlerin gidişata ayak uydurmak için kendini geliştirmesi ve uyum sağlaması için revizyonlar elbette gerekli. Ancak bu revizyonlar akşam karar alıp, sabah uygulandığında kalıcı olmuyor. Ama nedense bu durumdan hiç ders almadık.
Örneğin 4+4+4 getirilirken yeterince istişare edilmediği gibi şimdi kaldırılırken ya da yeni bir düzenlemeye gidilirken de eğitimin paydaşlarıyla yine yeterince paylaşım söz konusu değil!
Bu tür köklü değişikler için olmazsa olmaz olan pilot uygulamaları ise aklının ucundan geçiren bile yok…
Oysa amaç ideolojik değil de pedagojik olsa ilk akla gelen onlar olurdu…
Eğitimde yeni arayışlar içerisine girmek elbette önemli ama olanı korumak da bir o kadar önemli. Oturmuş bir sistemimiz vardı önce kesintisiz 8 yıllık eğitimle, sonra da 4+4+4’le yerle bir ettik. Görünen o ki hala oynamaya devam ediyoruz!..
Zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkmasına çok sevindik ama devamında aynı heyecanı sürdüremedik.
12 yıllık zorunlu eğitime geçilmesinin üzerinden 10 yılı aşkın bir süre geçti.
Peki ne değişti?
Her şey daha iyiye mi gitti yoksa tam tersi mi oldu?
Diplomalı sayımız da patlama oldu ama bir işe yaramıyor!
Yasal bir zorunluluk olmasına rağmen 14-17 yaş grubunda yüzbinlerce çocuk eğitimin dışında kaldı. Bu kervana her gün yenileri ekleniyor.
Resmî rakamlar bu ama uygulamada bu sayının çok daha yüksek olduğu söyleniyor.
Oysa tek çocuğumuz bile eğitim hakkından yoksun kalmamalı!..
Peki ne yapmak gerekir?
Öncelikle eğitimi ciddiye almamız, eğitimlilere hak ettiği önemi vermemiz ve en önemlisi de eğitimi yeniden cazibe merkezi haline getirmemiz gerekiyor.
Yoksa nafile!
Eğitim olmadan bilim toplumu olamayız.
Bilim toplumu olmadan da hiçbir konuda yol katedemeyiz.
Ne olur artık bunu anlayalım, hayata geçirelim ve sürdürülebilirliğini sağlayalım…
Peki bu yönde bir işaret fişeği var mı?..
Aslında bu konuların öğretim yılı başlamadan konuşuluyor olması ve uygulamalarının da okullar açılmadan yapılıyor olması gerekirdi.
Maç ortasında kural değiştirmeye o öylesine alıştık ki yanlış uygulamalar yargıdan dönmeye başladı.
Son örnek Hukuk fakültelerine yönelik baraj sırası.
Hatırlanacağı gibi YKS başvuruları bittikten sonra baraj 125 binden 100 bine yükseltildi, itirazlar olunca da yargı kararıyla tekrar 125 bine indirildi.
Umarız yeni düzenlemelerde de son kararı artık yargı değil ilgili kurumlar verir!..

