Öğretim kurumları ve özellikle de özel öğretim kurumları devasa bir şirkete dönüştü. Üniversitelerin, kolejlerin, bazı meslek liselerinin ve kalabalık öğrencili okulların kadro ve bütçeleri orta ölçekli şirketlerden çok daha büyük! Peki ya yönetimleri?..
Devasa kurumları yönetmek için hele bir de bunlar öğrenim kurumu ise yönetici seçimlerinin büyük bir titizlikle yapılması gerekir.
Yönetim tecrübesi, finansal donanım, liyakat, vizyon, akademik yeterlilik, saygınlık, temsil kabiliyeti bunlardan sadece bazıları!..
Rektörlük seçimleri bizde en tartışmalı konulardan birisi. Denemediğimiz yöntem kalmadı ama memnuniyetsizlik hala had safhada ama nedense dünyanın en iyi üniversitelerinde olduğu gibi önce kriterleri belirleyip sonra rektör seçiminin nasıl olacağına karar vermemiz nedense bir türlü aklımıza gelmiyor!..
Bu kriterleri belirleyecek de YÖK ya da farklı kurumlar değil bizzat o üniversitelerin kendisi olmalı. Çünkü her birinin misyonu ve vizyonu farklı. Öncelikleri ne ise kriterlerini de o yönde belirlemeliler ki hedeflerine çok daha güçlü adımlarla yürüyebilsinler!..
Başarılı bilim insanından ya da başarılı öğretmenden başarılı yönetici olmadığını anlayabilmek için daha kaç çok değerli hocamızı böylesi bir maceranın içerisine atayacağız?
Yine aynı şekilde yöneticiliğin gerektirdiği donanıma sahip olmayan ama arkası güçlü isimleri o makamlara getirilmesinden en büyük zararı onları bu makama atayanların gördüğünün farkına ne zaman varacağız?
Atama kriterleri elbette sadece en tepe yöneticiler için değil en alt yönetim kadrolarına kadar yayılmalı ki bir anlamı olsun. Yoksa derin hayal kırıklıkları yaratır. Bu yönde öylesine uygulamalara şahit olundu ki son pişmanlıkların da kimseye bir yararı olmuyor.
Kurumları kurum yapan ilkeleri yani kriterleridir. Onlar ne kadar güçlü olursa, kurumlar da o denli güçlü ve kalıcı oluyor!..

