Atatürk’e olan özlem gibi köy enstitülerine duyulan özlem de azalmıyor tanıdıkça daha da artıyor.
Peki niye?
Çünkü ne için kurulduklarını, ne yaptıklarını, neye ihtiyaç duyulduğu, saygınlığın nasıl kazanılacağını çok iyi biliyorlardı. Çünkü o toprağın çocuklarıydılar…
Köy enstitüleri sorun yaratan değil sorun çözen nesiller yetiştirdi.
Eksiklerimiz çok diye sızlanan değil ihtiyaç duydukları hemen her şeye kendileri üretti.
Okullarını, sıralarını, kendileri yaptı, yiyeceklerini, öğretmenlerini kendileri yetiştirdi.
Sadece akademik eğitime yönelmedi sanata, spor, zanaatkarlığa ve en önemlisi de yaşadığı topluma önder olmanın sorumluluğunu yerine getirmek için her derde çare olmayı kendilerine iş edindiler.
Teorik eğitimin yanında uygulamalı eğitime aynı oranda değer verdi, her öğrencinin ilgi ve yetenekleri sadece keşfetmekle kalmadı, onları geliştirdi.
Feda edilecek tek öğrencim olamaz mantığıyla hareket edip öğrenci seçiminden mezuniyete kadar liyakata çok önem verildi.
. Ülke sevdası,
mesleki aidiyet, yurttaşlık bilinci,
öğrenme ve öğretme heyecanı,
memleketimin her yeri benim vatanımdır neresi olursa koşa koşa giderim fedakarlığı, yediği her lokmayı, öğrendiği her bilgiyi, kurduğu en büyük hayalleri paylaşma içtenliği,
okuttuğu her öğrencine kendi çocuklarına olduğu gibi hatta daha fazlasını kazandırma coşkusu, en önemli referanslarının Atatürk, akıl, bilim ve kültürel değerlerimiz olması,
sadece öğrencilerine değil ailelerine ve yaşadıkları çevreye de 7-24 ışık saçmaları, saygının, sevginin, itibarın parayla, güçle, makamla değil alın teriyle, üretimle, görev yaptıkları köylere ve yetiştirdikleri öğrencilere kazandırdıkları ile elde edildiğini bir yaşam tarzı haline getirmeleri
ve daha onlarca benzeri yetkinlik onları bugün hala özlemle anıyor olmamızın en büyük nedeni.
O günün şartları ile bugünün koşulları kıyaslandığında arada bir değil, bir kaç çağı da içine alan derin farklılıklar var.
Yani pek çok açıdan dünden daha geride değil çok daha ileri bir dünyada yaşıyoruz.
Kitabın, kâğıdın, kalemin, kemanın, ansiklopedinin, zamanın altından daha değerli olduğu bir dönemden yapay zeka çağına geldik.
Eksik olan ne?
Yüzlerce neden sıralanabilir.
Sınav ve diploma odaklı eğite odaklanıp her şeyi ikinci plana ittik. Onunla da yetinmeyip sınav köleleri haline getirdiğimiz gençlerimizin emeklerini karşılıksız bıraktık, işsizliğe, mutsuzluğa mahkum ettik…
Aidiyet duygusu, sorumluluk, yurttaşlık bilinci, öğrenme ve öğretme heyecanı, üretim, sorun çözme, insan gücü ve istihdam planlaması, ilgi, yetenek, hayaller, spor, sanat, kültürel
değerler, saygı, sevgi, paylaşım, ekip ruhu ve daha neler neler yok olup gitti…
Dünya eğitim tarihine altın harflerle yazılan ve başta Finlandiya olmak üzere pek çok ülkeye rol model olan Köy enstitüleri ve Anadolu liseleri gibi eğitimde yeni destanlar yazmamız işten bile değil. Yeter ki isteyelim…
Bunu da şimdi değilse ne zaman yapacağız?..

