Çocuklarımızın geleceğini belirleyen doğduğu yerden okuduğu okullara, sahip olduğu yetenek ve yetkinliklerden şansa kadar çok fazla değişken var. Peki en işi yarayan hangisi?
Başarının, nereden baktığınıza göre değişen çok fazla tarifi var. Ülkeden ülkeye değiştiği gibi, döneme ve yaşa göre de değişkenlik gösterir.
En büyük başarı kimilerine en yüksek puan alıp en iyi okullarda okumak, kimilerine göre çok para kazanmak, kimilerine göre güç, kimilerine göre de sağlık, huzur ve sürdürülebilir mutlu bir yaşamdır.
Pazar bulmacası gibi “Peki size göre başarının sırrı nedir?” sorusunu yöneltmeden önce isterseniz çocuklarımızı ve eğitimi ciddiye alan okurlarımızdan MÇ’ın aşağıdaki paylaşımına bir göz atalım. Sonrasında da yazdıklarını hep birlikte irdeleyelim.
O her ne kadar tek doğru olarak kendi görüşlerini gösterse de “Acaba öyle mi?”
Sorusuna yine birlikte cevap arayalım!..
Okul, okul, okul!..
“Abbas Beycim,
Sizi senelerdir okurum. Her ülkede sayılı seçili liseler vardır. Bu liselerden mezun olanlar kendi ülkelerinin en top en iyi üniversitelerine kabul alır ve oradan da iyi
maaşlarla en iyi şirketlere girerler.
Bu liseler sayılıdır her ülkede ya sınavla ya da not ortalaması ile girilir.
Almanya da Bavyera MaximiliansGymnasium lisesi yöredeki 1% çocuk arasından notlara göre çocukları 5. sınıfta toplar. Üniversiteye kadar devam eder. Anormal ve
derin matematik eğitimi verilir. Buna yaklaşabilen okul Türkiye de ortaokulda yoktur.
Lisede Alman Lisesi ve Robert yaklaşır. Buradaki çocuklar mühendis veya doktor olur. Sosyal hayat spor yapma zamanları azdır.
İsviçre’de Kantonsschule HP Zurich’te. Öyle bir sınav yapar ki derinlik teori had
safhada üniversite seviyesindedir. Bu sınava hazır olmak için iyi alt yapı gerekir.
Sokakta oynayan eğlenen çocuk buraya giremez. Bu okula girmek için Gymi Prüfung
sınavı liselere girişte en zor Avrupa sınavıdır. Bizdeki LGS den daha zordur ama
rekabet daha azdır. Çünkü nüfus az. Ama bu sınavla bu liseye giren çocuk İsviçre
ünlü üniversitesi ETH tarafından hemen kabul alır. Bu insanlar profesyonel
hayatlarının 15. Yılında Zurich ve Geneve gibi göl kenarlarında 5 ile 10 milyon
dolarlık evleri alırlar.
Amerika da magnet ve charter liselerinden thomas jeffersona 1% lik kesim sınavla girebilir. Bunlar tamamen Harvard, Princeton, MIT, Stanford’a yerleşen çocuklar.
Bronx High school of Science lisesine 1.5 milyonluk öğrenci adayından 1% lik kesim girebilir. Bu liselere girenlerde derinlemesine matematik fen altyapısı aranır. Bunun altyapısı ailece ilkokulda verilir. Aksi halde bu okullara girme imkanı çocuk genius da olsa yoktur. Yani sınav doğumla başlar hayat boyu her ülkede devam eder.
Bizdeki Nüfus fazla olduğundan LGS şart. Bizde son 15 yılda çocuk hem eğlensin
sosyal kulüplere girsin dans etsin, bilgisayar oynasın, sokakta top oynasın, komşu
çocuklarla eğlensin, kamplara yurtdışına gitsin gibi rahat ve kısa öz yoldan eğlenceli
şekilde hayata hazırlansın anlayışı tamamen IB eğitim sistemiyle uluslararası
okullardan expat çocuklarından gelen sosyetik rahat keyifli ortamlardan piyasaya
sunulmuştur. A Türk ailelerimizde çanak tutmuştur. Her taraf sosyetik İsviçre Musevi
kökenli IB sertifikalı IB ticari merkezlerine dönüşmüştür.
En gelişmiş 3 ülkedeki Almanya, İsviçre, Amerika’daki çocukların lise eğitim
potansiyel ve akademik derinlik altyapısına ulaşıp bu okullardan mezun çocuklarla
gelecekte baş edebilen bu grupla aynı seviyelerde iş bulabilen Türkiye’den sadece 2 okul var.
Bunlar: Robert Kolej ve Alman Lisesi
Diğer okullar Türkiye de bu 2 okulun müfredatına taklit etmeye çalışsa da olmuyor.
Çünkü bu 2 okul 3 gelişmiş ülkenin sistemine en benzer tarzı vermeye çalışırken
elindeki güç LGS den gelen kaliteli çocuk grubu. Bu grup Türkiye nin en iyisi ve bu 2 okulda olmayıp 2 ülkedeki top okullarda olsa çok çok daha üst seviyelere daha kısa
sürede kolayca gelebilirler.
İşin özü:
Her ülkede sınav, seçim kaçınılmaz bir durumdur. Sorun olarak gördüğünüz aslında
teknolojisini, sporunu altyapısını, eğitimini kökten oluşturmuş ülkelerle, 100 yıl önce
doğmuş ülkenin baş etmesini istemek hatalı ve baskıcı aceleci bir durumdur. O
ülkelerle tam anlamıyla rekabet bu ülkeler süre gelirse tam anlamıyla 50 yıl sonra
başlar.
Eğer ki hayat riski taşımayıp iyi konumlarda bir yere gelsin ve en üst seviyede
kültürel eleştirel bireysel çıkan bir çocuk isteniyorsa Robert ve Alman Lisesi hedef
olmalı.
Mezuniyetten sonra bunlar hem Türkiye'de hem Avrupa’da hem Amerika’da en iyi
üniversitelerine girme ve o ülkelerde yaşayabilme altyapısına sahip olabiliyor. Adeta
çok eğitimli MIT ajanı. Dünyada sayılı böyle çocuklar.
Geri kalan Türkiye de herkese bu eğitimi veremezsin tabii ki diğer ülkelerde olduğu
gibi Amerika da evsizler ırkçılar sorunu, İsviçre de drug sorunu, Almanya’da düşen
refah ve eskimişlik, Türkiye deki gruplaşma, yağma ve gelecek huzursuzluğu durumu
işte bu saydığım okullardan mezun çocuklara pek uğramaz. O yüzden LGS den iyi
puan alın bu 2 okula gidin dünyada seçkinler kulübünde yer alın.
Gitmek için LGS de ilk 1000 olmak şart. Sonrası daha kolay ve sürdürebilir kariyer
adımları…”
En iyi, En doğru?..
”En”lerle başlayan tanımlamalar bazen çok yanıltıcı olabiliyor. Tıpkı kesin ifadeler gibi!
Değerli okurumuz dünyadan verdiği örneklerle okulun önemini ortaya koyuyor.
Haksız mı? Haklı. Peki tek doğru o mu? Evet demek mümkün değil.
Başarıyı nasıl tanımlarsak tanımlayalım, hangi kriterleri esas alırsak alalım sadece bize değil dünya geneline baktığımızda hemen her sektörde çok farklı değişkenle
karşılaşmak mümkün!
Örneğin dünyadaki ilk 100 şirkete ve kurucularına bakın,
örneğin ülkeleri yönetenlerin eğitim durumlarını inceleyin,
örneğin en popüler olanları araştırın,
örneğin isimini geleceğe altın harflerle yazdıranları inceleyin,
örneğin dünyanın en mutlu ebeveynlerine bakın,
örneğin keşiflere, mucitlere, sanatçılara, sporculara, siyasetçilere, yazar çizerlere ve
aklınıza her ne geliyorsa onlara bir göz atın, kaçı bu okullardan mezun? Kaçının
bırakın en popüler okulları lise, üniversite diploması var ve kaçı kaç dil biliyor, kendi
işi dışında nelerle ilgileniyor, kaçının kaç hobisi var?..
Pedagoji ve sosyoloji de Matematik gibi bir bilim dalıdır.
Matematik kesin sonuçlar verir ama sosyal bilimler matematik gibi değildir. Nasıl
başlayacağı bellidir ama nasıl sonuçlanacağı belirliszidir ve Matematikçi mantığı ile
çözmek de mümkün değildir!..
Öğrencilere gelince:
Her öğrenci değerlidir ve her öğrencinin başarılı olacağı bir alan mutlaka vardır.
Eğitimin, okulun ve sınavların görevi o yetenekleri keşfedip geliştirmektir.
Bir çocuğun karşısına çıkacak en büyük şansın onun yeteneklerini keşfedecek ve onu doğru yönlendirecek bir öğretmen olduğu da asla unutmamalıdır.
Reyting sıralamalarını göre dünyanın en değerli üniversitelarınden biri olarak kabul edilen Harvard’ı ziyaretimde “Sizi siz yapan nedir?” soruma yönelik olarak pek çok
madde sıralamışlardı. İlk sırada öğretim kadrosu vardı. “İsterseniz en değerli Hocalarımızdan birisi ile sizi görüştürebiliriz” dediler ve iki Nobel ödüllü bir Bilim
insanıyla oturup, eğitim, bilim ve gelecek üzerine uzun uzadıya sohbet ettik.
Başarılı mı? Çok başarılıydı. Mutlu muydu? Mutsuz değildi ama sanki asıl istediği çocukluk aşkı futboldu.
İçinde uhte kalmıştı. Herkesin hayali öyle biri olmakken, o ömrü boyunca hep
tribünleri ayağa kaldıran bir futbolcu olmanın hayalini kurmuştu ve en acısı da onu
yaşayamamanın hüznünü yaşıyordu…
Olaylara farklı pencereden bakmak her zaman çok önemlidir. Okurumuz farklı bir
bakış açısı getiriyor ama en doğru olan, ortak değerler dışında ne onun dedikleri ne de sizin, bizim dediklerimiz. Çünkü herkesin doğrusu kendine göredir!..
Kaldı ki sınavların hele ki bizdeki sınavların en doğru olanı seçtiğini söylemek kesinlikle mümkün değildir…
Yazıyla ilgili daha onlarca sayfa ayrıntı kaleme alınabilir ama sizleri çok yormadan son bir ayrıntıyı daha gözden kaçırmadan hatırlatmak isterim.
Evet Türkiye Cumhuriyeti’nin henüz bir asırlık bir geçmişi var ve öncesinde binlerce yıllık bir devlet yönetimi, bulunduğu coğrafya nedeniyle de on binlerce yıllık bir
yaşam kültürünün olduğunu asla unutmayalım.
Bütün bunları hor kullandığımız söylenebilir ama görmemezlikten gelinemez…
Keyifli bir pazar dileğiyle…

