adscode

Özlemle, Saygıyla Anıyoruz, Arıyoruz. Peki Ya O Olmasaydı?..

Ölümünün üzerinden 80 yıl geçti ama yokluğu, sanki dünmüş gibi hala yürek yakıyor. Onu her zamankinden daha çok özlüyor ve arıyoruz...

aguclu@milliyet.com.tr




Önceki yıllarda olduğu gibi ugün yine tıpkı daha önceki 10 Kasımlarda olduğu gibi gün boyu Atatürk’ü konuşacağız.
Gazetelerin en tepesinde, ana haber bültenlerinin manşetlerinde, işyerlerinin vitrinlerinde hep Atatürk olacak.
Çoğunluk alkışlayacak, birileri de buna kızmaya devam edecek...
Saat dokuzu beş geçe, araçlar kornalarını, vapurlar sirenlerini uzun uzun çaldı. Bayraklar yarıya indi, vatandaşlar da başta Anıtkabir olmak üzere hemen her yerde saygı duruşunda bulundu.
Anıtkabir yine dolup taşacak...

Her ne kadar okullar tatil olsa da, bazı iller törenleri, haftaya ertelese de, kutlamalar coşkuyla devam ediyor.

Peki, aradan geçen onca sürede, kendisini yeterince algılayabildik mi?
Evet demek o kadar zor ki!..
Ne sevenleri ve kendisine toz kondurmayanlar onu yeterince anladı ne de ismini duyunca tüyleri diken diken olanlar..
Oysa onu tanımak hiç de zor değildi.
Bırakın söylemlerini, yaptıklarına bakmanız yeter de artardı.
Onu bile yapmadık...

Nereden nereye?..


Ve bir gün olsun, “Peki o olmasaydı, reformlarını gerçekleştirmeseydi, şu anda hangi noktada olurduk?” sorusunu kendimize hiç sormadık.


Sorsak da üzerinde durmadık. Dursak da bunu başkalarıyla paylaşmadık...


Atatürk’ü anlamak için bırakın tüm yaptıklarını, sadece kendi çerçevenizden bakmak bile fazlasıyla aydınlatıcı olur.


Özellikle de şu günlerde çok fazla tartışma konusu olan kız öğrenciler ve kadınlar açısından bakıldığında...


Ayrıca, demokrasi, hukuk, din, eğitim, sanat, modernleşme, tarım, savaş, barış, dış politika, endüstri, hangi konuyu ele alırsanız alın, sadece bir konuda yaptıkları bile tek başına onu anlamaya ve büyüklüğünü görmeye yeter de artar
Örneğin, eğitimi ele alalım. Cumhuriyet öncesinde okullaşma oranları kaçtı, bugün kaç?


Okul, öğretmen, öğrenci sayıları dün neydi, bugün ne?
İyi yetişmiş kalifiye eleman sayısı dün ne kadardı, bugün ne kadar?
En önemlisi de öğretmene verilen değer dün neydi, bugün ne?..
İşte size çok çarpıcı bir anekdot:

Çarpıcı bir anekdot!


Yıl: 1923
TBMM’de milletvekillerinin maaşları düzenlenecek...
Mustafa Kemal’e soruyorlar; “Sayın Başkanım vekil maaşları ne olsun?”
M. Kemal şöyle diyor: “Öğretmen maaşlarını geçmesin.”
Peki ya şimdi?
Öğretmenlerin halini ne siz sorun ne de ben anlatayım...
Bırakın maaşlarını, parçalanmış ailelerine bile kavuşamıyorlar.


Saygıyı hak edene...


Başta Atatürk ve daha önceki devlet adamlarımız olmak üzere hepsine saygımız sevgimiz sonsuz.

Ülkemiz ve ulusumuz için attıkları her olumlu adım için elbette minnettarız.

O günün koşullarında yapamadıkları ya da yanlış yaptıkları için de eleştirilerimiz hep oldu.

Bu noktada önemli olan, artılarla eksileri birbirine karıştırmamak.

Yani sadece artıları ya da sadece eksileri görme alışkanlığından kurtulmamız gerekiyor.
Hele hele ideolojik takıntılardan bütünüyle arınmamızın zamanı geldi de geçiyor.
Büyüklere saygı ve sevgi bizim geleneklerimizin en önde geleniyken şimdi bu konuda bile nasıl kamplara ayrılabildik anlamak mümkün değil.

Umarız, bugün biraz da bu konuyu düşünme olanağı bulabiliriz...


Neleri tartışmamız gerekirken, neleri tartışıyoruz! Gençlerin, öğretmenlerin, eğitimin yüzlerce sorununu bir kenara itip, sadece birine takılıp kalıyoruz.

Ve bu şaşı bakışımız dünden bugüne hiç değişmedi!..


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)