adscode

Sözün Bittiği Yer!..

Bazen öyle konularda, öyle noktalara geliniyor ki, işte sözün bittiği yer burası diyorsunuz. Eğitim de bu alanlardan birisi. Eğitime ve eğitimli insanlara yeterince önem vermiyor, diploma vermenin ötesine geçemiyoruz. İşte çok önemli tespitler:

aguclu@milliyet.com.tr




 

 

(Uzun ama sonuna kadar okumaya değer!)

 

“Pek çok sorunumuzun temeli olan eğitimsizlik ve balık hafızadan kaynaklanıyor. Ayrıca, yükseköğretim sistemimizin mevcut durumu ile de yakından ilişkili.

 

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Malatya’da bir bina çöktü. İddiaya göre alt kattaki dükkanda yapılan tadilat sırasında kolon kesilmiş. Doğru mu değil mi tam olarak ortaya çıkmadı; muhtemelen de hiç çıkmayacak. Bir iki kişinin gözaltına alındığı haberlerini okuduk; sonra da konu kısa sürede gündemden düştü; unutulup gitti…

 

 

Yıllardır ülkenin hemen her yerinden bu tür haberler duyuyoruz.

Betonu çok seviyoruz ama ne gariptir ki, kolonları hiç sevmiyoruz.

 

Binaların altındaki dükkanlarda faaliyet gösteren büyüklü küçüklü pek çok markette, mağazada, restoranda, kapalı otoparkta vs yer kazanmak ve dükkan içerisinde engelsiz bir görüş alanı sağlamak maksadıyla, mekanın ortasına gelen yerlerdeki taşıyıcı kolonların büyük bir sorumsuzlukla kesildiği hep söylenir. Ancak söylendiği ile kalır. Bina ayakta iken bunların kontrolü yapılmıyor, denetlenmiyor. Bina yıkıldıktan sonra ise tespiti mümkün olamıyor.

 

Geçtiğimiz yıl meydana gelen İzmir depreminde de “kolon kesme” iddiası yine gündeme gelmişti. Ama ne yazık ki olayın sıcaklığı ile bir süre haberlerde, tartışmalarda (sanki bu sorun daha önce hiç görülmemiş de ilk kez yaşanmış gibi) heyecanla konuşuldu, anlatıldı. Sonra da ülke gündeminin yoğunluğu arasında kaybolup gitti.

Ta ki yine bir bina yıkılıp, aynı iddia tekrar ortaya atılana kadar.

Gerçi o da ancak bir kaç gün konuşulur, sonra unutulup gider.

 

Bu kadar hayati bir konunun tekrar hatırlanması için illa bir felaket olması, bir binanın daha çökmesi mi gerekiyor?

 

Bu tür binaların belirlenmesinde bina sakinlerinin şikayet etmesini beklemek, açıkçası ipe un sermekten, topu taca atmaktan başka bir şey değildir.

 

İnsanlar inşaat mühendisi değil ki; bir dükkandaki kolonun ortadan kaldırıldığını anlayabilsinler.

 

Kaldı ki, var sayalım bina sakinlerinden birisi bunu tespit etti. Günümüzde böyle bir olayı şikayet etmek esaslı cesaret isteyen bir iş.

 

Bu mağazaları, galerileri, restoranları, kafeleri, kapalı oto parkları işletenlerin önemli bir kısmının çevrede mafyavari davranışlarıyla tanındıkları veya güçlü tanıdıklarının olduğu algısını yarattıkları, inkar edilemez bir gerçektir.

 

Bu nedenle, doğal olarak çoğu vatandaş bilse de bu tür insanlara bulaşmamak için şikayet etmekten çekinebilir.

 

Halbuki bunların devlet eli ile tespitinin çok da zor olmayacağını, bunun incelenmesi için ilave yasal bir düzenlemeye de ihtiyaç olmadığını düşünüyorum.

 

Bildiğim kadarıyla müteahhitler yaptıkları binalara iskan izni alabilmeleri için onaylı projelerini belediyelere vermek zorundalar. Dolayısıyla belediyeler ve çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlükleri; arşivlerindeki bu projelerle birlikte, ivedi olarak bir plan dahilinde inceleme başlatabilirler. Bu incelemeler öncelikle, altında büyük mağaza, market, restoran, galeri, poliklinik , banka şubesi, kıraathane, kafe, kapalı otopark vs bulunan binalarda yapılmalı; kesilmiş, hasara uğratılmış kolon, kiriş vs taşıyıcı sistem olup olmadığı belirlenmelidir. Bu incelemenin yapılması için illa binanın yıkılmasını beklemeye veya bir yerlerden talimat gelmesine hiç gerek yok. Zaten bina yıkıldıktan sonra bunun tespiti çok zor olduğu gibi; kimseye de bir faydası olmaz.

 

Burada önemli olan, bunları yıkılmadan tespit edip, gerekli sağlamlaştırmanın yaptırılması ve bunun bedelinin müsebbiplerine ödettirilmesi ve yapanlar hakkına yasal işlem başlatılmasıdır. Denilebilir ki, ülke genelinde tüm il ve ilçelerde böylesine geniş çaplı bir incelemeyi belediyeler ve çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlükleri hangi personel ile yapacak? Personel sayıları yeterli mi?

 

Hepimiz biliyoruz ki, ülkemizde işsiz olan ve iş bulma, mesleğini yapabilme umutlarını yitirmiş binlerce inşaat mühendisi mevcut olup, her yıl bunlara yeni yüzlercesi ekleniyor. Hatta belki de, bu işsiz inşaat mühendislerinden, iş bulma şansını yakalayabilmiş olan bir kısmı o marketlerde kasiyer veya kafelerde vale olarak çalışıyordur. Başlatılacak denetimle hem felaketlerin ve can kayıplarının önüne geçilmiş olacak; hem de halen işsiz olan binlerce inşaat mühendisinin en azından bir kısmına istihdam sağlanacaktır. Yani kısacası bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktır.

 

Burada şu soru akla gelebilir: Bu kadar inşaat mühendisi işe alınacak; peki söz konusu incelemeler tamamlanınca bu insanlar ne olacak; bunlara ne iş verilecek; boş mu oturacaklar?

 

Hiç kimse merak etmesin. Bizdeki aşırı beton sevgisinin sonucu olarak ülkemizin hemen her yerinde büyük bir hızla inşaat faaliyetleri sürdükçe, yapılan binaların zemin katları dükkan oldukça bu incelemelerin sürekli devam etmesi gerekecektir.

 

Boş arsalara bina yapılmasının yanında, eski binalar kentsel dönüşüm kapsamında yıkılıp yerine yeni binalar yapılmaktadır. Yani kısacası bu inşaat mühendisler hiç boş kalmayacağı gibi yenilerine de ihtiyaç olacaktır.

 

 

Gelelim bu olayın yükseköğretim sistemimizle ilgili yönüne. YÖK’ün internet sitesine baktım; ülkemizde ve KKTC’de; devlet, özel ve vakıf üniversitelerinde Türkçe, İngilizce, tam burslu, yarım burslu, burssuz olmak üzere toplam 184 adet inşaat mühendisliği programı var. Bu inşaat mühendisliği bölümlerinde profesör, doçent, dr. öğr. üyesi ve dr. unvanına sahip yüzlerce hoca ders veriyor, geleceğin inşaat mühendislerini yetiştiriyor.

 

Diğer taraftan ülkede “kolon kesme” gibi sürekli kanayan bir yara var ki; esasen bu konu direkt olarak inşaat mühendisliğinin ilgi alanına girmektedir. Üniversiteler, mühendislik fakülteleri, inşaat mühendisliği bölümleri, söz konusu hocalar ve onların yetiştirdiği inşaat mühendisleri farkındalar mı bilemiyorum ama kolonları gereksiz görerek sorumsuzca ortadan kaldıranlar, kendilerine açıkça hakaret edip, aşağılamış oluyorlar. Çünkü bu kolonları kesenler, inşaat mühendislerinin yaptıkları statik hesaplarına ve projelerine hiç önem vermediklerini, bunları gereksiz gördüklerini açıkça göstermiş oluyorlar.

 

Buna karşı, yıllardır bunca mühendislik fakültesinden, inşaat mühendisliği bölümünden bu konuyla ilgili ne bir açıklama, ne de böylesine hayati bir konu hakkında inceleme yapıldığını duymadık. İnşaat mühendisliği bölümlerinin bu konuyla ilgilenmeleri için daha başka ne olması gerekiyor acaba?

 

Unutulmamalıdır ki, eğitim yaşayan bir olgudur ve yaşamda karşılaşılan sorunlara çözümler üretmek gerekir…”

 

 

Çözüm?..

 

Tespitler çarpıcı hem de çok çarpıcı.

Bu konuda böyle de diğer konularda farklı mı?

Alın birini, vurun diğerine.

Kabahatleri ise hiç uzaklarda aramayalım. Çünkü bu noktalara gelinmesinde hepimizin payı var. Kimimiz kolan kesti, kimimiz seyretti, kimimiz ise hiç görmemezlikten geldi.

Denetlemesi gerekenler ise denetlediklerinde alkış değil, hakaret gördü.

 

Hukuk, kurumsallık, etik değerler ve en önemlisi de yapılan işe ve çevreye saygı çok önemli.

 

Sınavlara ve testlere verdiğimiz önemin onda biri, bu konulara da verilse, pek çok sorun kendiliğinden çözülür!..


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)