adscode
adscode
adscode
adscode

Göç, Eğitim ve Öğretmenler!

Göç, insanoğlunun evrende varoluşundan bu yana onunla birlikte yaşayan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

alaaddindincer@egitimajansi.com




Çağlar boyunca toplumlar çeşitli nedenlere bağlı olarak (Siyasal, ekonomik, sosyal, savaş, iklim, din, kültürel vb gibi) yaşam alanlarından koparak ya da kopartılarak başka coğrafyalarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Göç, 21.yüz yılda da insanlığın en büyük sorunları arasında yerini korumaya devam etmektedir. Tarihte bilinen büyük çağ dönüşümlerine etki etmiş göçler Kavimler Göçü, Coğrafi Keşifler sonrasında Yeni Dünyaya yapılan göçler, mübadele göçleri ilk akla gelen göçler arasında yer almaktadır. Yaşanan göçler kısmı süreli olduğu gibi kalıcıda olabilmektedir. Hayatta kalma ve daha iyi yaşam isteği göçün temel nedenlerindendir. Göç, ülkelerin kendi iç coğrafyalarında yaşandığı gibi farklı coğrafyalar arasında yaşanmaktadır. Göçenler gittikleri ülkelerde mülteci, yabancı, ilticacı, göçmen, sığınmacı ya da göç gelinen ülkelerin adı ile tanımlanırken, örneğin bizim ülkemiz için muhacir, mübadele göçmeni, ülke içinde göçenler ise mevsimlik işçi, konargöçerler adını almaktadır.

Günümüzde göç olayları daha çok geri bıraktırılmış ülkelerden az gelişmiş ve gelişmiş, az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru bir seyir izlemektedir. Dijital çağı olduğu söylenen ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla yenilendiği bu yüz yılda dünya bir küresel köye dönüşmüş durumda.21.yüzyıl öncesi sömürgeleştirme ve sömürüye dayalı açık, gizli işgal ve yayılma politikaları yerini, bu yüzyıla özgü sömürgeleştirme ve sömürü politika ve araçlarına bırakmış görünmektedir. Bu politikaların bir sonucu olarak göç, göç edilen ülkelerin nüfus değişimleri başta olmak üzere yarattığı sorunlar ve ihtiyaçlar nedeniyle bugün bütün dünyanın sorunu olma özelliğini korumaktadır. Göç olaylarının yarattığı ve etkilediği sorun alanlarının başında eğitim gelmektedir. Göç edenlerin gittikleri ülkelere uyum ve entegrasyon (bütünleşme, birleşme) sağlamaları için eğitim önemli bir işlev görmektedir.

Uyum ve entegrasyon programları ülkelere göre farklılık göstermektedir. Göçün yarattığı yer değiştirmeler, aynı şehirlerde, şehirlerarasında ve ülkeler arasında eğitimin temel bileşeni ve konusu olan öğrencilerin eğitim ortamlarında yeni bir iklim yaratmaktadır. Farklı kültürel geçmişlerin aynı eğitim ortamında buluşması, geleneksel eğitim yapılarında bunalıma yol açmaktadır. Göç edenlerin çocuklarının eğitiminde sürecin önemli aktörü olan öğretmenlere çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Eğitim olanaklarından yararlandırılan göçmen çocuklarının eğitiminde başarı, nitelik, uyum/uyumsuzluk gibi konularda geleneksel kalıplar hala çözüm olarak kullanılmaktadır. Burada da günümüz öğretmen yetiştirme programlarının niteliği, yeterliliği ve verimliliği gündeme gelmektedir.

Öğretmen yetiştirme programlarının göç ve nüfus hareketlerinin verileri temel alınarak, farklı kültürleri algılayacak ve eğitim açısından zenginleştirecek biçimde yetiştirilmesi günümüzde öğretmen yetiştirme politikalarının göz ardı edemeyeceği bir noktadır. Göç edenlerin çocuklarının, öğrenme sürecinin zenginleşmesine bir katkı olarak değerlendirilebilmesi gerekmektedir. Bu yeni koşulların ve ortamın gerektirdiği duyarlılık içinde, öğretmenlerin farklı kültürleri anlama, zenginleştirme ve karşılıklı ortak anlam üretme çabasına uygun eğitim almaları ve görev yaptıkları okul ortamlarının hazırlanması için gerekli olan zorunlu değişimleri beraberinde getirmektedir.

Türkiye son yıllarda bölgede sürmekte olan savaş nedeniyle göçün en yoğun yaşandığı ülkeler arasında yer almaktadır. Irak ve Suriye’de devam eden iç savaştan kaçan milyonlarca insan çevre ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Türkiye’ye sığınanlar arasında okul çağında olduğu söylenen yaklaşık 1 milyon mülteci çocuk bulunmaktadır. Bunların 500 binine devlet okullarında ve geçici barınma merkezlerinde eğitim verilmeye çalışılmaktadır. Bakanlık yetkilileri mülteci çocuklarından 250 binine devlet okullarında, geriye kalanlara geçici barınma merkezlerinde eğitim verilmektedir. Bakanlık yetkilileri okul çağında olan bütün mülteci çocukların devlet okullarında TC vatandaşı olan çocuklar ile birlikte eğitim görmelerinin gerçekleşmesini sağlamaya çalıştıklarını ifade etmektedirler. Geçici barınma merkezlerinde görev yapmak üzere 4 bin öğretmenin bir yıllık sözleşme yapılarak ataması gerçekleştirildi.

Mülteci çocuklara yönelik eğitimi geleneksel kalıplar ile yürütülme ısrarında gösterilen mevcut yaklaşımın yetersizliğini gösteren pek çok olayla her zaman karşılaşmak söz konusudur. Geleneksel öğretmen yetiştirmenin bir sonucu olarak orta sınıf iletişim kalıplarını eğitim yaklaşımının temeli yapan öğretmenler sınıf ortamına farklı toplumsal, kültürel geçmişleri taşıyan çocuklara “aynı” biçimde yaklaşımda bulunmakla onların yaratıcılıklarının ve öğrenme yeteneklerinin kendiliğinden sınırlandırılmasına yol açmaktadır. Bu olgu eğitim sürecinde öğrencilere bir despotizm olarak yansımaktadır; öğrencilerin benlik saygılarının zayıflamasına neden olurken, çözüm, rehberlik servislerinin uyumsuzlukları tespit etme ve sonuçlandırma faaliyetlerine havale edilmektedir. Bu durum, hem geleneksel öğretmen yetiştirme yaklaşımlarının hem de genel olarak eğitim sistemlerinin bunalımı olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet okullarında eğitim verilen mülteci çocuklarının eğitim süreci; uyum sorunlarında oluşan arka planlar, mülteci çocuklarına eğitim veren öğretmenlerin yeterliliği ve okulların ve geçici barınma merkezlerinde oluşturulan eğitim müştemilatının alt yapısı dikkate alınmaksızın yapılmakta olan eğitim öğretme/öğrenme, başarı/başarısızlık ölçütleri arasına sıkıştırılarak değerlendirmeler yapılmaktadır.

Geçici barınma merkezlerinde görev yapanlar, atananlar ve devlet okullarında mülteci çocuklarına eğitim vermekte olan öğretmenlerin barış eğitimi başta olmak üzere temel insan hakları konusunda yeterli eğitimi almış olmaları gerekmektedir. Artık, kişiler ve kimliklerin her yerde hareket halinde olduğu bir dünyada, eğitimin ulusal ceplere sıkıştırılması, eğitim ortamının herkesin katıldığı zengin bir öğrenme ve paylaşım ortamına dönüşmesini engellemektedir. Kendi geçmişlerini zenginliğin üreticisi haline getirerek, içinde bulunduğu gerçekliği kavrayan etkin dünya yurttaşı yetiştirme zorunluluğu, eğitim ve öğrenme sürecinin temel ilkesi haline gelmektedir. Nitekim UNESCO’nun “Barış Yolu” için 2000 yılında başlatılan Uluslararası Eğitim Sistemi Pilot Projesi’nde (IESPP) uygulamaya koyduğu anlayış, öğretmenlik mesleği açısından ortak bir zemin arayışı olarak yorumlanabilir.

UNESCO’nun bu projesinde öğretmende bulunması gereken nitelikler aşağıda özetlenmiştir:

Barış, insan hakları ve demokrasiyi ilerletmeye kararlı,

Düşünsel, estetik, duygusal, bedensel ve ahlaki tüm güçlerini geliştirecek olanaklara ulaşma hakkını kabul eden,

Uluslararası, çok uluslu bir çevrede insanların karşılıklı zorunlu ilişkilerini kabul eden, öteki kültürlere saygılı yurttaşlar olarak eğitime sorumluluğunu ve çatışmaları barışçıl biçimde çözümleme gereksinimi duyan,

Geliştirilebilir, açık bir geleceği olan dünyayı güvence altına almanın yolunun barışçı etkinliklerden geçtiğine kararlı, toplumsal ve fiziksel çevresine karşı sorumluluklarının bilincinde olan,

Teknolojik ve toplumsal değişmelere ve bunların sonuçlarına karşı eleştirel anlayış geliştirmiş olan,

Öğrenmek için yaşam boyu çalışma alışkanlıkları, ölçütleri ve davranışlarına sahip olan,

Doğru ve sağlıklı karar vermek için kendine güvenli, bağımsız, saygılı ve gönüllü olan bir anlayışı benimseyen öğretmenler, etkin dünya yurttaşlarını yetiştirerek, barış içinde bir dünya için Barış Yolu’nu açacaklardır.

Sonuç olarak, nitelikli bir eğitimin gerçekleştirilebilmesi için çocukların okul dışında kalmamaları ya da okula devamsızlıklarını önleyecek önlemlerin alınmasının yanı sıra, öğretmenlerin yetiştirme sürecinin niteliği de oldukça önemlidir. Bugün tüm dünyada, öğretmenlerin statü kaybı ve moralsizliği gözlenebilen bir olgudur. 1991 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) öğretmenlerin çalışma koşulları ile ilgili yaptığı ikinci toplantıda, öğretmenlerin durumunun “tahammül edilemez derecede geriye gittiği” ilan edilmiştir. Çalışma koşullarının olumsuzlaşması sonucunda, nitelikli ve deneyimli öğretmenler bu alandan kaçmaya başlamışlardır.

Yukarıda yer alan ilke ve normların mülteci ve TC vatandaşı çocukların ayrı ayrı ya da bir arada yapılan eğitim ve öğretim süreç ve sonuçları ile bu faaliyetlerin tamamını gerçekleştirmek üzere yetiştirilen öğretmenler için genel bir perspektif olarak içselleştirilip uygulanmalıdır. Çocukların asimilasyon anlamına gelecek her türlü ideolojik aşılamadan uzak tutulması çocukların üstün yararının korunmasına hizmet edecektir. Mülteci çocukların barınma, beslenme, sağlık vb gibi sorunlarının çözümü ile birlikte eğitim sorunun çözümü bu çocukların yaşadıkları savaş sendromu rahatsızlıklarının aşılmasına de katkı sağlayacaktır. Sosyal hizmet, rehberlik ve psikolojik danışmanlık uzmanlarından oluşacak rehabilitasyon merkezlerinin sayısının çoğaltılması ve yaygınlaştırılması uyum ve bir arada yaşamı kolaylaştırıcı, çatışma ve ötekileştirme tutumlarını azaltıcı bir işlev görecektir. Geleceğinin ne olacağını bilemeyen, umudunu ve yaşama iradesini giderek kaybetmekte olan insanlara sahip çıkmak toplum olarak hepimizin sorumluluğundadır. Gün bu sorumluluğun gereklerini ama fakat ancak gerekçelerinin arkasına gizlenmeden yerine getirmektir. 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)