adscode

GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU TALİ ÖZDEMİR İLE KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Eğitim tarihimizde 81 yıl önce bugün bir destanın yazılmıştı. Bu destanın adı: “KÖY ENSTİTÜLERİ” destanıdır. Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında kurulmuştur. Bu yazımda, Gönen Köy Enstitüsü mezunlarından Tali Özdemir ile yaptığım söyleşiye yer vereceğim.

ikegitmeni@hotmail.com




Tali Özdemir ile tanışmamız oğlu Zühtü Özdemir vasıtasıyla oldu. Zühtü Özdemir endüstri mühendisliği mezunu, ülkemizde kalite yönetim sistemleri üzerine çalışmaları olan ve ayrıca belgelendirme kuruluşu olan değer verdiğim başarılı bir mühendistir. Pandemi koşulları olmasaydı Zühtü arkadaşımla Isparta Gönen de Tali Özdemir Hocamızı ziyaret edecektik. Ancak pandemi nedeniyle bu ziyareti gerçekleştiremedik. Tali Özdemir Hocamızla telefon üzerinden söyleşi yaptım. 

Tali Hocam merhaba, sizinle köye enstitüleri üzerine söyleşi yapmak istiyorum dediğimde; “Adını andıkça titrerim hala… Var mı benim gibi başka müptela,  muhabbet denilen püsküllü bela?... Sanmayın başımdan az geldi geçti… Bakmayın aşk türküsüyle söze başladığıma… Çünkü ben sevgili eşim dahil hiç kimseye köy enstitüleri ve devamı olan öğretmen okulları kadar aşık olmadım…Çünkü beni bu iki kurumlar yarattı….Bu kurumlarla ilgili duygularımı da  size şu şiirimle dile getireyim:

Gönen

Hey koca Gönen!

Beni ben yapan okul!

Ak sütüyle yıllarca besleyen okul!

Bilgi dağarcığımda ne varsa, hep senden aldım…

İnsan olmanın onurunu sende yaşadım.

Sevmeyi sevilmeyi,

Ulusa hizmet bilincini, hep sen öğrettin bana…

Sen olmasan ben köyümde bir hiçtim.

Müşrik kollarınla sardın,

Evladım dedin can verdin.

Hamdım piştim.

Toydum coştum.

Dünyaya farklı bakmayı,

Tüm insanlığı kucaklamayı,

Geleceğe umut olmayı, hep sen öğrettin bana…”

 

Tali Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

“Ben Tali Özdemir, 1935 doğumluyum. Isparta Eğridir’in Göl kenarında, İlama köyünde doğdum. Doğumda köyümde okul yoktu. Köyümüze 1938 yılında eğitmen geldi. Köyde üç yılda mezun oluyorduk. Bende köydeki okullumda 1944 yılında mezun oldum. Köyde okul olmadığı için köyden yürüyerek 1,5 saat uzaktaki Barla kasabasındaki okula tekrar kayıt oldum. Barla kasabasında da 2 yıl okuyup mezun oldum.  Böylece ilkokuldan mezun oldum.”

Tali Hocam Köy Enstitüsüne nasıl girdiniz? İlk yolculuğunuzu, okuldaki ilk günlerinizi anlatır mısınız?

 “Köy enstitüsüne girişim şöyle oldu: Nuri amcamın oğlu Yaşarla beraber eşeklerle sokak ta yola çıktık. Yaklaşık on bir saat sonra ikindi üzeri, Manastır Köyü Sürpınar’a vardığımızda tepeden Gönen göründü. Kuşbakışı görünüm şaşırtıcıydı. Tek yapı beklerken, yeşillikler içine serpilmiş kırmızı kiremitli, irili ufaklı koca bir mahalle vardı karşımızda… Görünüm muhteşemdi. Köy ortasına kurulmuş bir vaha gibiydi… İçine girdiğimizde sokakları neşe içinde cıvıldaşan öğrencilerle doluydu. Onlara imrenerek bakıyor, duruşlarında mutlu olduklarını görüyordum. Kolunda kırmızı bant olan bir öğrenci bizi, yönetim binasına götürdü. Sınav için kaydımız yapıldı. Güneş batmıştı. Bir anda her yerin gündüz gibi aydınlandığını gördüm. İlk elektriği orada gördüm ve şaşkındım. Aynı hayranlığı duyan bir başka arkadaş, “Abooo! Buna ne gaz yeter, ne de fitil…” diye bağırdığını duydum…Kolu kırmızı bantlı öğrenci bizi bu kez de yemekhaneye götürdü…Işıklar içinde nefis yemeklerimizi yedik….Köyde tahta kaşıkla yerken, burada demir kaşık ve çatal vardı. Çatalı ilk görüyordum. Bu yenilikler benim gibi diğer öğrencileri de şaşırtmış olacak ki, bir arkadaşım yemek yerken yanından geçen nöbetçi öğretmenin paçasını tutarak, “ …amca benim dirgenim yok” demişti…Beni daha da şaşırtan akşam yemeğinden sonra gördüklerimdi…Yemek sonra herkes kendi arasında eğlenmekteyken, bir grup öğrenci mutfağın bitişiğindeki inşaatın çatısına çıkmış, ellerinde keser ve bıçkılarla ha bire çalışıyorlardı…Yemekten sonra kim onları zorlamış olabilirdi…Oysa hiçte zorlanmışa benzemiyorlardı.Neşe içindeydiler. Üstelik başlarında öğretmen ya da bir görevli de yoktu. Öyle zevkle çalışıyorlardı ki, tam benim istediğim bir yaşamdı. Sınava gelen bizler, şaşkın birer ördek gibiydik. Pörsük giysilerimiz ve ürkek bakışlarımızla hemen dikkat çekiyorduk. Bu halimizi gören eski öğrenciler bizim şaşkınlığımızı yadırgamıyor, yardım etmeye çalışıyorlardı. Çünkü onlarda bizim gibi aynı aşamalardan geçmişlerdi. Sınav için gelenleri geniş bir koğuşta altlı-üstlü ranzalarda yatırdılar. Sabah kahvaltı sonrası sınav başladı. Yapılan sınavda yetersiz görüldüğüm için hazırlık sınıfına alındım. O yıl 4.ve 5. sınıfların derslerini pekiştirdik. Ardından normal öğrenciliğim başladı.

Tali Hocam Köy Enstitüsündeki dersler, öğretmenler ve çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz? Köy Enstitüsü yaşamınızda nasıl değişimler yarattı?

“Köy Enstitülerinde temel derslerin uygulamaları da vardı. Derslerin çoğu yaşamın içinden gelen, üretim odaklı derslerdi. Tarım dersi haftada altı saat, zanaat dersleri örneğin, marangozculuk demircilik de altı saatti. Köy Enstitülerinde 1946 yılına kadar öğrenciler sanat kollarına ayrılıyorlarmış. Ben okula girdiğimde zanaat kolları kaldırılmıştı. Öğrencilerin bina gibi inşaat işlerine girişimleri de kaldırılmıştı. Tarım derslerini biz de tarım alanlarında yapıyordu. Ayrıca yaz tatilinde tamamen izin yoktu. Yazın da çalışırdık. Yazın sadece 30 günlük izin vardı.”

Tali Hocam size göre, Köy Enstitülerini bugünkü eğitim kurumlarından ayıran en önemli özellik ya da fark nedir?

“Köy Enstitülerinin günümüz eğitim kurumlarından en önemli farkı, öğrencileri sınıflardan çıkartarak doğa içinde, doğayla mücadeleyi öğretmeleridir. Derslerin üretim odaklı olması, yaparak-yaşayarak, üretim yaparak öğretilmesi önemli bir farktır. Öğrenciler bilgileri yaşamın içinde ihtiyaç duydukça öğreniyorlardı. Öğretmenler ve usta öğreticiler sürekli öğrencilerle iç içeydiler. Öğretmen ve öğrenciler bir aile gibiydiler. Öğretmenler iş içindeki öğrencileri yakında takip eder ve yardımcı olurlardı. Bugünkü öğretmenler uygulamadan uzak sadece ezber yöntemler kullanıyorlar. Köy Enstitüleri öğrencileri mutlaka sanatın bir dalıyla ilgiliydiler… Öğrenciler mutlaka bir çalgı aleti çalmak zorundaydı. Herhangi bir parçayı notlarıyla çalıp söylemeyen sınıf geçemezdi. Örneğin mandolin bizim okulumuzda önemli sazdı. Resim sanatıyla ilgilenirdik. Resim atölyemiz sürekli açıktı. Orada resim dışında seramik, heykel gibi çalışmalar da yapardık. Öğretmende başımızda bulunurdu. Seramik fırınımız da vardı. Tiyatro sanatıyla ilgilenirdik. Tiyatro kolu sürekli oyunlar hazırlardı.  Her sınıf mutlaka bir sınıf gecesi hazırlardı. Öğretmenler sanatla iç içeydiler. Öğretmen eğer sanatla ilgili değilse öğretmenlik yapamaz. Öğretmen sanatla buluşmamış ise mesleğini iyi icra edemez. Bana göre bugünkü en önemli eksiklik öğretmenlerin sanattan çok uzak olarak mesleklerini icra etmeleridir. Okullarda sanat dersleri azaltıldı. Bu da öğrencilerin düşünme becerilerini engelliyor. Olaylara bakış açılarını daraltıp, öğrencilerin yaratıcılıklarını köreltiyor. Kısacası öğrenciler sadece teorik bilgiler içinde köreltilerek, gelişmeleri engelleniyor.”

Hocam Köy Enstitülerinde nasıl bir okul kültürü vardı?

“Köy Enstitülerinde çok iyi bir demokratik kültür vardı. Öğrenciler kendilerini çok iyi ifade ediyorlardı. Okulda cumartesi günleri haftanın genel değerlendirmesini yapılırdı. Okulda yapılan bu görüşmede öğrenciler görüşlerini rahatlıkla söylerdi. Her hafta bir sınıf nöbet grubuna ayrılırdı. Nöbet grubuna ayrılan sınıf, o hafta sadece okulun işlerini yapardı. Hafta sonu da o hafta görevli sınıfın genel değerlendirmesi yapılırdı. Okulda bir şekilde kendi kendini yöneten okul modeli vardı. Okulda demokrasi çok iyi gelişmişti. Okulda özeleştiri kültürü vardı. Hafta sonu tüm okul görevli sınıfın çalışmalarını değerlendirirdi. Bu değerlendirmelerin amacı, gelecek haftaki aksaklıkları azaltıp, okulda sorun çözme becerisi geliştirmekti. Okul başkanı vardı. Okul başkanı son sınıflardan seçilirdi. Nöbetçi öğretmenin yardımcısıydı. Okul disiplin kurulunda üç öğretmen dışında bir de öğrenci bulunurdu. O öğrenci disipline gelen öğrencilerin haklarını savunurdu.”

Tali Hocam Köy Enstitüsünde okuma ile aranız nasıldı? Hangi kitapları okurdunuz? “Okulda 40 bine aşkın kitaplığı olan kütüphanemiz vardı. İstediğimiz kitabı ödünç alabiliyorduk. Günlük gazete ve dergileri de orada okuyabiliyorduk. Ayrıca her sınıfın zengin bir sınıf kitaplığı da vardı. Sınıf kitaplığına özel kitapları koyardık. Diğer arkadaşlarımızın okumasını da sağlardık. Sınıfça günlük bir gazeteye de aboneydik.  Hazırlık sınıfında Hayriye diye bir öğretmenimiz vardı. O etüt saatlerinde de bizimle olur ve bize çokça kitap okuturdu. Daha çok dünya klasikleri ve roman, hikâye kitapları okurduk. Mesleki eserleri ileri sınıflarda okumaya başladık.”

 Tali Hocam size göre Köy Enstitülerinin kapatılmasının asıl nedeni neydi?

“Köy Enstitüleri 1944 yılında mezun vermeye başladı. Köy enstitüleri mezunları köylere gitmeye başlayınca, enstitülerde öğrendikleri çalışma tekniklerini köylerde de uygulamaya başladılar. Köylerde okulun yanında uygulama bahçeleri, atölyeler kurulurdu. Köylülere örnek oluyorlardı. Köylülere bilinç aşılıyorlardı. Köylülere hak arama, daha etkili ve verimli üretim metotlarının yanında kooperatifçiliği öğreterek, köylülerin emeklerini değerini öğretiyorlardı. Köylüler, köyün ağalarına karşı kafa tutmaya başlıyorlardı. Köyün ağları, köyde daha önce sözü geçen bazı din adamları da köylülerin bilinçlenmesinden rahatsız oluyorlardı. Köylerdeki bu bilinçlenme ve gelişmelerden emperyalist ülkelerde rahatsızdı. Yurtdışı ve yurt içindeki lobiler, içerdeki siyasileri de etkileyerek köy enstitülerine karşı bir karalama kampanyası başlattılar. Güzelim Köy Enstitüleri komünist yuvası olarak tanımlanıyor, kız erkek öğrenciler bir arada yatılı okudukları için fuhuş yuvası olarak vasıflandırılıyorlardı. Bunların hiçbirisinin gerçeklik payı yoktu. Tamamen safsataydı. Esas sebep, Köy Enstitülerinin köylüleri uyandırmış olmaları, köydeki ve diğer çıkar gruplarına ters düştüğü için Köy Enstitüleri destanına son verildi…

Sayın Hocam kaç çocuğunuz var, çocuklarınız da iyi bir eğitim aldılar mı? Öğretmen örgütleri ile aranız nasıldı?

“İki çocuğum var. Biri endüstri mühendisidir.  Büyük oğlumda Jeoloji mühendisliğini bitirdi. Sorunuzun ikinci bölümüne gelirsek, 1955 yılında Göller Bölgesi Köy Öğretmenleri Derneğine üye oldum. Onların çıkardığı “Demet” adlı mesleki dergiye abone oldum. Ardı sıra Türkiye Öğretmenler Birliği Federasyonu’na üye oldum. Türkiye Öğretmenler Sendikasına (TÖS) üye oldum. TÖS kapanınca, 1971 de TÖBDER’ üye oldum. Üyeliğim, 1980 darbesinde TÖBDER kapatılıncaya kadar sürdü.

Köy Enstitüleriyle ilgili yazılanları çizilenleri nasıl buluyorsunuz? Bu konuda önereceğiniz kitap var mı?

“Bu konuyla ilgili pek çok kitap var. Ayrıca Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği yayınları var. Enstitü Vakfının yayınları var. “Bakış” adlı kitabımda Köy Enstitülerini anlatıyorum. Son kitabımla ilgili hazırlıkları tamamlıyorum. Son kitabımda Köy Enstitüleri ve Gönen Köy Enstitüsündeki yerine değiniyorum. Fakir Baykurt’un 8 ciltlik yaşam öyküsünü anlatan kitapları var. O kitaplar, mutlaka tüm eğitimciler tarafından okunmalıdır.”

Tali Hocam son olarak, bir gününüz nasıl geçer? Neler okursunuz? En son hangi kitabı okudunuz?

“Özellikle pandemi nedeniyle dışarı çıkamıyoruz. Mümkün olunca eşime yardım ediyorum. Günümüz kitap, gazete okumakla, bilgisayar başına geçip yazı yazmakla geçiyor. Birkaç kitabı aynı anda okuyorum. Birinden sıkılınca diğerine geçiyorum. Sağlığım elverdikçe çalışmalarımı sürdürmeği planlıyorum.”

Sonuç olarak, Tali Hoca’nın Köy Enstitüleriyle ilgili düşünceleri ve duyguları tüm eğitimciler ve eğitimde karar vericiler tarafından değerlendirilmelidir. Tali Öğretmen Köy Enstitüleriyle ilgili şiiriyle bana göre, “Köy Enstitülerinin” nasıl bir destan oluşturduğunu en iyi şekilde anlatmaktadır. Eğitimde ulusal bir proje olan Köy Enstitüleri modeli günün koşullarına uyarlanarak, eğitim sistemimizdeki sorunların çözümünde önemli bir alternatif model olarak değerlendirilmelidir. Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)