İstanbul'dan Ankara'ya her gidişimde, denizin yokluğundan mıdır bilinmez kendimi huzursuz hissederdim; ama bu kez öyle olmadı. Nedenini sorguladığımda, cevabını, yanıma aldığım kitapta buldum: Conrad'dan Üç Deniz Öyküsü! Bundan sonra Ankara'ya gelirsem yanımda deniz öyküleri de olacak.
Bürokrasinin şehrine bir konferans için geldim. Konferans, 4-6 Kasım 2025 tarihlerinde Millet Kütüphanesi'nde gerçekleşti. Her yerde göremeyeceğiniz kadar çok bilgi profesyonelini ağırladı Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi.
Nereden başlasam ki? Önce ev sahibimiz olan Millet Kütüphanesinden başlayayım. İkinci gidişim. Birincisinde 2024 yılında Ankara'da yapılan ÜNAK toplantısına katıldığımda bir kaçamak yaparak gitmiştim. Birçok ülkeye örnek bir eser ortaya konulmuş. Başında da meslektaşımız Ayhan Tuğlu var. Hizmet ve olanaklarıyla tam bir yaşam merkezi yaratılmış. İskandinav ülkelerinde yaşandığına tanık olduğumuz kütüphane kuyruğunu ülkemizde de görmenin gururunu yaşıyoruz. Emeği geçenlere şükran. Ankaralılar ne kadar şanslı! Başkent'e yolu düşenlerin mutlaka gidip görmesi gereken bir mekan. Devletin gücünü de görmüş olursunuz.
Gelelim konferansa. Konferansın gerçekleşmesinde gönüllüler ordusuyla ilgili sayfalarca yazı yazılır. Gönüllülük, adı üstünde gönülden yapılır. Bir beklenti içine girmeden. Gönüllüler ordusunun bir neferi olmak, benim için de büyük bir gurur; ama bazı gönüllü arkadaşlarımız var ki beş kişiye bedel iş çıkarıyorlar. Görünmez kahramanlar. Onlara da şükran. Yakında ANKOS Akademi webinarlarında da işin uzmanından gönüllülük konusuna dair önemli bilgiler edineceğiz.
Toplantının odağında yapay zeka konusu yer alıyordu. Çinlileri sonra gömeriz misali, hayatımıza plansız bir şekilde giren yapay zekanın getirileri kadar götürdüklerine de dem vuruldu. Kimilerinin hayatını kurtarırken, kimileri kontrolsüz, bilinçsiz ve etik dışı kullanımından müzdarip. Diğer dijital oluşumlarına oranla çok hızlı bir şekilde benimsenmesine rağmen sorunlar var. Artısı ve eksisi hâlâ tartışılıyorsa bir yerlerde eksiklik var, henüz oturmamış demektir. Gönül isterdi ki bu tür oluşumların atası olan İnternet olgusunun neredeyse herkes tarafından kabul görmesi gibi yapay zeka da kabul görseydi; ama belli bir bilinç olmadan kulllanılması sıkıntı. Rahmetli babam 70'li yaşlarında iken, "Bak bakayım internete, maaşımdan ne kadar kesinti yapılmış" derken, İnternete olan güvenini gösteriyordu. Şimdi yaşasaydı belki o bile bir düşünürdü bu yapay zeka konusunu.
Ben de nedense yapay zekanın olumsuz yanını kaygı eden taraftayım. Bireyi ve tabii ki toplumları geliştiren okuma, yazma ve düşünme uğraşını kendimiz yapmayıp, yapay bir zekaya yaptırmak biraz ürkütücü. Amaç değil araç olması gerekirken sanırım biraz kantarın topuzunu kaçırdık. İki satır bir şey yazamayacak hale geldik. Mailleri ve konuşma metinlerini bile yapay zekaya yazdırıyoruz. Günlük konuşma dilinde 200 kelimeyi geçemeyen bizler, öyle bir metin hazırlayıp okuyoruz ki, yapay zeka kokusunu hemen alabiliyoruz. Zaten her şeyin en kolayına kaçan bir yapımız varken, yapay zeka bizi oldukça köreltecek gibi. Bu aralar internette ne okusam dejavu etkisi yaşıyorum. Ben bu metnin aynısını daha önce okumuştum hissi! Bu işte yapay zekanın bir etkisi olabilir mi acaba!
Her sene gerçekleştirilen ANKOSLink toplantısı, başkanlığını İsmail Çetinkaya’nın yaptığı ANKOS Derneği tarafından gerçekleştiriliyor. Geçen yılki toplantıya dair yazdığım yazıda çokça bahsetmiştim. ANKOS, Türk kütüphaneciliğinin görünürüğüne büyük bir katkı sunuyor. Bu son konferansta kapanış konuşmasını Cumhurbaşkanı yaptı. Programda olmasına rağmen kimse geleceğine inanmadı; ama geldi. Her sene yapılan Kütüphane Haftası etkinliklerinde programlarda şehrin ileri gelenlerin de katılacağı yazılı olur; ama her ne hikmetse son dakikada program değişir ve katılım gerçekleşmezdi; ama ANKOSLink'in kapanışında Devletin en tepesini görünce mesleğim adına gurur duydum.
Ne diyelim, bilginin, kütüphanelerin ve kütüphanecilerin kıymetini bilenlere ve destek olanlara selam olsun.

