Sabancı Üniversitesi’nin çatılarına kurulan panellerde parlayan ışık, yalnızca elektriğimizi değil, hayallerimizi de besliyor. Dün katıldığım Sürdürülebilirlik Açık Alan Oturumunda, gökyüzünden gelen bu enerjinin bir üniversitenin ruhuna nasıl umut aşıladığını yeniden hissettim. Bir zamanlar yalnızca düşünce olarak dile getirdiğimiz fikirler, bugün kampüsümüzün damarlarında dolaşan birer gerçekliğe dönüşüyor.
Sürdürülebilirlik üzerine konuşurken, aslında yalnızca doğayı değil, kendi vicdanımızı da tartıyoruz; çünkü bu mesele çoğu zaman bir moda kelimeymiş gibi kullanılsa da gerçekte, insanlığın geleceğini tartıya koyan ağır bir hakikat. Dünya, bizden şefkat bekleyen bir çocuk gibi ellerimizde. Ne yazık ki onu hoyratça tüketiyor, ateşe atıyoruz. Oysa aynı eller, bu defa kurtarmak için birleşebilir.
“Benim yaptığım neyi değiştirir ki?” demek kolaydır; ama tek bir damla bile okyanusa karıştığında sonsuzluğun bir parçası olur. Rahmetli babamın, televizyonu kapattıktan sonra fişi çekmesi belki küçük bir ayrıntıydı; fakat aynı bilinçle milyonlarca insan hareket etseydi, bu dünyaya dokunan dev bir dalgaya dönüşebilirdi. İşte kelebek etkisi dediğimiz şey budur: küçücük bir kanat çırpışıyla devasa bir değişim başlatmak.
Hayatın en basit anlarında bile fark yaratabiliriz. Ellerimizi yıkadıktan sonra fazladan kâğıt havlu almak yerine birkaç kez silkelemek bile tüketimi azaltır. Hatta sabredip elinizi doksan kez silkelediğinizde, avuçlarınızın kupkuru olduğunu görebilirsiniz. Bu küçük hareket hem israfı engeller, hem de bedeninizi hafifçe harekete geçirerek farkında olmadan enerji yakmanızı sağlar. Panolara kâğıt yığınları asmak yerine duyuruları dijital ortama taşımak, mesai sonunda fişleri prizden çekmek… Küçük adımların büyüsü buradadır: sıradan görünen anların içinden geleceğe uzanan umut filizleri çıkar.
Bize milyonlarca yıldır ışığını esirgemeyen Güneş, belki de insanlığa en büyük dersini veriyor: “Işığımı boşa harcama, kıymetimi bil.” Eğer biz bu çağrıyı duymazsak, o da sırtını döner bize; küresel ısınmanın ateşini yakar ve insanlığın hikâyesini sessizce kapatır.
“Lüks hayat” diye tutunduğumuz şey aslında kendi sonumuzu hızlandıran bir yanılsama. Oysa gerçek ihtişam, sadeliğin içinde gizli. Zülfü Livaneli’nin dediği gibi: “Yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam.”
Eğer kelebek etkisinin gücüne inanırsak, bu dönüşümün kıvılcımı bizden başlayabilir. Enerjisinin bir kısmını Güneş’ten alan Sabancı Üniversitesi’nin bu çabaları, yalnızca bize değil, pek çok insana ve pek çok kuruma ilham verecektir.i; çünkü dünya, hepimizin ortak evi; ve evi korumak, yaşamak kadar kutsal bir görevdir. Dünya hepimizi göreve çağırıyor.

