Şu kısacık insan ömründe gördüm ki insan, iddiası olmayan şeylerden daha çok zevk alıyor.
Futbol oynamayı çok severim; ama hiçbir zaman maçı kazanma hırsıyla oynamadım. Daha maça başlamadan yenilmişiz gibi düşünür, oyunun kendisinden zevk almaya bakarım. Yenildiğimiz maçları saymakla bitiremem belki; ama aldığım zevkin, yaşadığım heyecanın da tarifi yoktur.
Söz futboldan açılmışken, taraftarı olduğum Fenerbahçe'den de kısaca bahsedeyim. Geçen sezon şampiyonluk iddiasını yitirdikten sonra oynadığı maçları izlerken daha çok keyif aldım. Çünkü o noktadan sonra futbol, benim için bir yarış olmaktan çıkmış, yeniden keyif alınan bir uğraşa dönüşmüştü.
Yeni sezonun iddialı ve rekabetçi serüveni ise yeniden başladı. Daha ilk maçta da Fenerbahçe yenildi. O ilk maçta anladım ki bu rekabet yine böyle devam edecek ve ben her haftayı stres içinde geçireceğim. O yüzden futbol maçı izlemeye ayırdığım vakti de artık kitaplara vereceğim.
Kitap demişken, burada da bir iddia ve başarı meselesi var. Okul döneminde elime aldığım bir kitabı bitirmek neredeyse bir görev gibi gelirken, artık okulla ya da bir yarışla bağım kalmadığı için daha büyük bir iştahla, zevkle ve heyecanla okuyorum. Zorla okutulan yüz sayfalık bir kitap işkenceye dönüşürken, kendi isteğimle okuduğum bin sayfalık bir eser bana doyumsuz bir zevk verebiliyor.
Belki de mesele hayatın kendisinde. Hırsın olmadığı yerde hayat biraz daha yavaş akıyor. İnsan da o yavaşlığın içinde her anın tadını çıkarmaya, hatta bitmesin diye zamanı biraz daha oyalamaya çalışıyor.
Hayata bu açıdan baktığımızda, keyfim meyfim 10 numara!

