Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Öğretmenlerimize hediye alacağımıza onların hayatlarından ders alsak, bu onlar için en büyük hediye olurdu. Bu hayatta, mesleki anlamda öğretmenlik yapanlar geleceği şekillendiren gücün ellerinde olduklarının farkında olmalılar. Bu motivasyon her şeyin önüne geçebilir. Bugün size, mesleği doğrudan öğretmen olmayan; ama hepimize büyük dersler veren birinden bahsedeceğim.
Fenerbahçe’nin başına ilk geldiğinde çoğu kişinin dudak büktüğü, “Bu mu yani?” diye küçümsediği bir teknik direktör o. Daha adımını atar atmaz, kulübün koridorlarında fısıltılar dolaşıyordu: Yetersiz… Taktiksiz… Büyük takım hocası değil…
Görünüşü sade olabilir, saha kenarında bir patron havasında olmayabilir; ama gördük ki, kafasının ve yüreğinin içinde ihtişamlı bir hayat sürüyor, bunu da çevresine yayıyor.
Ne de olsa bizim toplumda önyargı, tarihsel bir refleks, ahkâm kesmekse neredeyse milli spor. Taşın altına elini sokmak mı, işte o, büyük angarya.
Bugün, o adam sahaya çıktığında başka bir figür görüyoruz. Sanki tebeşir tozları omzunda, elinde kırmızı kalemiyle bir öğretmen… Ve öğrencileri de futbolcular… Her maçta onlara sadece pası, presi değil; birlik olmayı, sabretmeyi, inancı ve kaybetmemeyi öğretiyor. Takımın sahadaki düzeni, adeta bir sınıfın tahtasında çizilmiş plan gibi net; herkes yerini, görevini, sorumluluğunu biliyor. Öyle bir takım ki, herkes takım için mücadele ediyor. Takımda kimse kimseden üstün değil; ama herkes birbirinden kıymetli. Ben teknik direktörüm, benim bir ağırlığım var demeden, her gol sonrası çocuklar gibi şen. Futbolcularına candan sarılışı bile özlediğimiz tablolardan biri. Önceki zamanlarda haksızlığa uğramış aşağılanmış olan yardımcılarını da el üstünde tutuyor. Kim bilir bizim görmediğimiz daha nice dokunuşları vardır. Yapmış olduğu çok önemli bir adım daha var: Takımdaki kötü tohumları da temizleyebiliyor!
Daha da önemlisi, dünkü eleştirmenlere ve bugünün suskunlarına başka bir ders veriyor: Emek, çalışmak, kıyaslama yapmamak, kendini ispatlama cesareti.
Başlangıçta burun kıvıranların bugün takındığı saygılı sessizlik, bir öğretmenin en tatlı zaferidir belki de.
Aslında uzun uzun taktik konuşmaya gerek yok; çünkü onun hikâyesi saha çizgilerinin dışına taşıyor. Bir öğretmen gibi, önce kendisine inanmayanlara sabırla ders anlatıyor. Sonra öğrencilerini bir sınıf gibi kenetliyor. En sonunda da gazetecilere ve taraftarlara bir gerçeği usulca yazdırıyor:
Önyargı, çoğu zaman cehaletin hızlı yoludur.
Bugün Öğretmenler Günü.
Ve bazı dersler var ki sadece okulda değil, sahada da veriliyor. Çocukluktan beri süren futbol aşkım, hep devam ediyor; ama ben artık maçlardan ziyade takımı yöneteni izlemeyi seviyorum. Keşke bir kamera, sabit olarak teknik direktörleri çekse. Liderlik ve dahası öğretmenliklerinden çok şey öğrenebiliriz.
Bu yüzden diyorum ki… Öğretmenler gününüz kutlu olsun sevgili Tedesco hocamız.

