Kitap dünyasında da popülerlik, keşfetmenin önüne geçiyor. Hepimiz aynı kitapların etrafında dönüyor, aynı isimleri konuşuyor, birbirimize hep aynı eserleri tavsiye ediyoruz. Oysa büyük yazarlar, en çok konuşulan kitaplarından çok daha fazlasını yazdılar.
Klasikleşmiş yerli ve yabancı yazarları birkaç kitabın içine hapsettik. Sanki Tolstoy yalnızca Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş'ten; Dostoyevski ise Suç ve Ceza, Budala ve Karamazov Kardeşler'den ibaretmiş gibi davrandık. Üstelik bu eserlerin, haklarında konuşulduğu kadar, okunduğundan da emin değilim. İki satır okumaya üşenenler için 1076 sayfalık bir Anna Karenina romanı koca bir tuğla gibi algılanabilir. Geçenlerde benim de henüz okumadığım İnce Memed'in dört cildini yan yana gördüm. İlk cildiyle dördüncü cildi arasında 29 baskı oynamış. 59 baskı yapan birinci ciltten sonra diğer ciltlerin okur sayısı azalmış olmalı ki dördüncü cildi 30 baskıya kadar düşmüştü. Bu durum, birçok okurun ilk cildi okuyup devamını getirmediğini düşündürüyor.
Çoğu kişinin, “Ben de okumalıyım, sorarlarsa mahcup olmayayım.” dedikleri eserler var; ama bunun yanında “Tatsız bir olay” dediğimde nasıl ki bunu Dostoyevski mi yazmış ya da "Aile mutluluğu" dediğimde, Tolstoy’un böyle bir kitabı mı varmış diyenlerin sayısı pek çoktur. Örneğin Tolstoy’un "Aile mutluluğu", hacim olarak Anna Karenina’nın onda biri olmasına rağmen etkisi muazzamdır. "Tatsız bir olay" da öyle. Alıştık Dostoyevski’nin kalın kitaplarına; ama bu ince eserinin sizde uyandırdığı duyguları bir türlü unutamıyorsunuz.
Bir kitabın değeri sayfa sayısında değil, okurunda bıraktığı izdedir.
Yerli eserlerde de popülerliğin gazabına uğruyoruz. Müthiş öyküler yazmış Ömer Seyfettin’in hangi öykülerini sayarsınız dediğimizde iki elin on parmağını geçmeyecektir söyledikleriniz. Bugün arama motorlarına ya da yapay zekâya sorsanız o da size şu öyküleri getirecektir: Kaşağı, Diyet, Perili Köşk, Yüksek Ökçeler, Yalnız Efe, Pembe İncili Kaftan.
Ömer Seyfettin’in öyle öyküler var ki, bugün herkesin ezbere bildiği eserlerden çok daha güçlü oldukları hâlde sessizce raflarda bekliyorlar.
Kitap okuma konusunda biraz daha eşelememiz gerekiyor. Herkesin okuduğu kitaplar buzdağının yalnızca görünen kısmı. Asıl zenginlik suyun altında. Oraya ulaşmanın en iyi yolu ise bu alanın uzmanlarının hazırladığı okuma önerilerine kulak vermek. Bestseller listelerinin ya da "ölmeden önce okunması gerekenler" kataloglarının dışına çıktığınızda, yazarların gerçek dünyasıyla karşılaşırsınız. İşte kütüphaneler tam da bunun için vardır: Herkesin okuduğu kitabı göstermek için değil, sizin henüz keşfetmediğiniz kitabı bulmanıza yardımcı olmak için.

