Üniversite sınavları açıklandı. Pek çok gencimizi daha önce tatmadıkları yeni deneyimler bekliyor. 96 yılında üniversite çatısı altına girdiğimden beri çalışma hayatımı da yine bu çatılar altında geçirdim, geçirmeye de devam ediyorum. Şimdilik 30 yıl oldu. Gördüm ki farklı amaçlarla buralara geliniyor. Üniversiteye gelenleri kabaca üç gruba ayırabiliriz.
Birinci gruptakiler üniversiteyi biraz uzun bir tatil olarak görecekler. Çalışma hayatına girmeyi bi’ dört yıl daha ötelemek de diyebiliriz. Kampüs içinde ya da kampüs dışındaki kafelerde vakit geçirecek, akşama kadar arkadaşlarıyla geyik muhabbeti yapıp okey oynayacaklar. Sınavdan sınava arkadaşlarından aldıkları notlarla dersleri geçmeye çalışacak, belki bazı sınavları hiç umursamayacaklar. Kütüphanelere bir kez olsun gitmeyecekler. Mezun olduklarında kütüphaneyle ilişiği olup olmadığı yazısını almaya geldiklerinde, “Zaten kaydınız yokmuş, daha önceden hiç gelmemişsiniz ki” cümlesini duyacaklar. Onlar için üniversite, derslerden çok arkadaşlarla geçirilen güzel yıllardan ibaret olacak.
İkinci gruptakiler ise bunun tam tersini yapacak. Dört yıl boyunca en yüksek notları almak için kendilerini tamamen derslerine verecekler. Ders dışındaki zamanlarının büyük bölümünü laboratuvarlarda ve kütüphanelerde geçirecek, bol kahve tüketip uykusuz günler geçirecekler. Çok fazla arkadaşları olmayacak. Belki sömestr ve yaz tatillerinin bir bölümünü bile üniversitede geçirip ailesini ve hayatın diğer güzelliklerini ikinci plana atacaklar.
Bir de üçüncü grup var.
Bence asıl üniversite hayatını onlar yaşayacak.
Eğlenmelerinden taviz vermeyecekler. Partilere gidecek, öğrenci kulüplerinde aktif görevler üstlenecek, çok sayıda arkadaş edinecek ve çevrelerini sürekli genişletecekler. Tiyatroya, sinemaya, konsere ve müzelere gidecekler. Erasmus gibi programlarla dünyanın başka ülkelerini ve üniversitelerini görme fırsatı bulacak, farklı kültürleri tanıyacaklar; ama bütün bunları yaparken derslerini de ihmal etmeyecekler.
Gerektiğinde kütüphaneye gidip ders çalışacak, araştırma yapacak, ders kitaplarının dışında bol bol okuyarak kendilerini geliştirecekler. Kütüphanecilerden aldıkları kullanıcı eğitimlerinden faydalanıp üniversitenin sunduğu elektronik kaynakları ve veritabanlarını etkili biçimde kullanacaklar. Kendi alanlarındaki dergileri takip ederek mesleklerindeki gelişmelerden haberdar olacaklar.
Sadece derslerde başarılı olmanın yetmeyeceğini de erken fark edecekler.
Üniversite içinde ya da dışında çalışarak hem ekonomik açıdan güçlenmeye hem de iş hayatını tanımaya çalışacaklar.
Konferanslara, söyleşilere ve panellere katılacaklar. Böylece yalnızca yeni bilgiler öğrenmekle kalmayıp farklı insanlarla tanışacak, belki yıllar sonra iş hayatlarında karşılarına çıkacak dostlukların ve bağlantıların da temelini atacaklar.
Elbette zaman zaman dersleri aksatacaklar. Her derse girmeyecek, bazen arkadaşlarıyla oturmayı tercih edecekler; ama ertesi gün “Acaba bugün hoca ne anlatacak?” diye merak edip yine sınıfta en ön sıralardaki yerlerini alabilecekler; çünkü üniversitenin sadece sınavlardan ve notlardan ibaret olmadığını anlayacaklar.
Üniversite; arkadaşlığın, aşkın, sanatın, seyahatin, ders çalışmanın, araştırma yapmanın, çokça merak etmenin ve bolca keşfetmenin merkezleridir.
Dört yıl sonra elinizde yalnızca bir diploma olsun istemiyorsanız, üniversiteyi sadece okumayın; yaşayın.
Üniversite hayatı, sonunda aldığınız diplomadan çok, o diplomayı alırken heybenizi nelerle doldurduğunuzla hatırlanacak.

