Geçtiğimiz günlerde Beykent Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencileri ile Kurumsal İletişim ve Halkla İlişkiler üzerine şahane bir söyleşi gerçekleştirdik. Onlar tam bir Z kuşağı, ben de tam bir Y kuşağı olarak, bu şahane söyleşiden avuçlarımda tatlı bir umut kaldı geleceğe dair.
Dünyada olup biten her şeye rağmen, hâlâ umuda ve “almaya” açık gençler olduğunu görmek bana büyük umut verdi. Zira bizler, yani kabul edelim pek çoğumuz, yeni neslin sabrı ve çalışma sevki konusunda ciddi sorgulamalar yaşıyoruz. Özellikle son dönemlerde, firmalardaki işten ayrılma oranları, özellikle yeni neslin “daha aza kanaat getirmeyeceğine” bizleri ikna etmek üzere. Ancak dün karşılaştığım tablo, bana hâlâ umudun var olduğunu, hâlâ inanabileceğimizi gösterdi.
Neden derseniz? Çünkü onlarla bir ödevleri için bir araya gelmiş olsam da, kıtalararası bir online görüşmede, ekranın karşısında beni meraklı ve istekli gözlerle, apaçık bir ruhla dinleyen pırıl pırıl beş genç vardı.
Konumuz: “Kurumsal İletişimin Olmazsa Olmazları”.
Günümüz dünyası iletişimin olmazsa olmaz olduğu bir yer haline gelmişken, bu kuşağın sabırsızlığına karşılık öğretilebilecek en önemli şeyin sabır olduğunu düşündüm. Çünkü bu kuşak, kapasitelerinin farkında, ama sistemin engellerinin de son derece farkındalar. Hızlıca sonuca gitmek istedikleri için, onlardan önde gidenlere karşı müthiş bir direnç, zamana karşı ise müthiş bir sabırsızlık içindeler.
Kısaca ifade etmemiz gerekirse, HER ŞEYİ HEMEN OLMAK İSTİYORLAR.
Dün kendimce onlara zamanın göreliliğini, zihnimizinse zamandan ne kadar öte bir gerçeklik olduğunu anlatmaya çalışırken, bir yandan da bugünün gündeminde sosyal medyada sıkça paylaşılan “Atatürksüz müfredat olmaz” konusu aklımda dönüp duruyordu.
Evet olmaz. Neden olmaz biliyor musunuz? Çünkü karşımda oturan o pırıl pırıl gençler Atatürk’ün inandığı, geleceği var edeceğini öngördüğü geleceğin gençleri.
Çünkü onlar, hayatta her şeyin mümkün kılınabileceğine inanan, bunun için sabırsız bir biçimde ideallerini hayata geçirme ateşiyle yanıp tutuşan gençler.
Çünkü onlar, modern Türkiye’nin aydınlık yüzü, umudun rengi onlar.
Çünkü onlar hâlâ eşitliğe, laikliğe, adalete inanmak istiyorlar.
Çünkü onlar, kadınların da çalıştığı bir dünya düzeninde var olmak, varlıklarını bir erkeğin egemenliğine değil vicdanına emanet ederek yaşamak istiyorlar.
Çünkü onlar, kadınların ve erkeklerin eşit bir dünyada, dünyayı güzelleştirebilmek için bir arada var olabileceğine, üretebileceğine inanmak istiyorlar.
Çünkü onlar seçme ve seçilme hakkına, özgür düşünceye, ilke ve inkılapların gücüne inanarak büyümüşler ve kendilerinden sonra gelenlere de bunların unutulmadığı bir dünya bırakabilmek istiyorlar.
Çünkü onlar, 1923 yılında dünyaya bir Cumhuriyet armağan etmiş Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği çocuklar.
O yüzden eğer bir tek sorumluluğumuz varsa, o da o çocukları, O’nun çocuklarını hayal kırıklığına uğratmamak.
İşte sadece bu nedenle bile Atatürksüz müfredat olmaz.
****

İzlemek isteyenler için de söyleşinin tamamına linkten ulaşılabilir:

