Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem konusu sahte diplomalar oldu. Her ne kadar yükseltilen notlar, diplomalar, makaleler...vs sahte olsa da kazanılan makamlar, alınan maaşlar, yapılan ticaret gerçek!
Başlatılan soruşturma ile birlikte hem eğitim sistemimiz hem de toplumdaki çürümeyi net bir şekilde bir kez daha gördük. Her yaşadığımız olayda 'bu kadarı da olmamıştır' dediğimiz her şey bir sonraki skandalla birlikte bir kez daha söyleniyor.
Sıradan bir ülke vatandaşının bu belgeleri almak için nasıl bir yoldan geçmesi gerektiği, maddi-manevi ne tür zorluklara katlandığı hem çok yazıldı çizildi hem de zaten hepimiz bunları yaşayarak deneyimledik.
Ben konuya 2 açıdan bakmak istiyorum. Birincisi toplumda eskiden var olduğunu bildiğim ahlak anlayışının yani ister dini ister ahlaki sebeplerle hak yememek, kul hakkına girmemek, haksızlığı kabul etmemek gibi değerlerin artık tamamen kaybedilmiş olması. Bir insanın hak etmediği bir makamı ya da parayı kabul edebilecek kadar etik değerlerini kaybetmesi öyle kolay kolay olabilecek bir şey değil. Çocuklarının, ailesinin kursağından haram geçmeyecek diye kılı kırk yaran nesillerden geldiğimiz nokta artık üzücü bile değil tamamen acınası.
Toplumda bazı duyarlılıkların tamamen azaldığını hatta yok olduğunu hepimiz görüyoruz. Şu olayları duyan birçok insanın 'benim aklıma neden gelmedi' dediğini duyar gibiyim. Yani artık ahlaksızlık ortaya çıkınca-ki her toplumda olabilir- bundan utanıp düzeltmeye ve bir daha olmamasını sağlamak yerine ben bu durumdan nasıl fayda sağlarım, ilerde bende bunu yaparım diyebilen insanlarla bir arada yaşıyoruz. Bu tam anlamıyla bir çöküştür. Para yoksa bulunur, kıtlık geçer ancak toplumun içine düştüğü bu durum asla düzelmez. Bu anlayıştaki bir toplumda paylaşım olmaz, yani gücü, parayı ele geçiren onu insanca, hakça bölüşmez. Tüm kaynakları kendi ve çevresindeki insanlar için seferber eder. Böyle bir ortamda birçok insan nereden ne kapabilirim diye de fırsat kollar çünkü artık amaç bir güç ele geçirip oradan menfaat sağlamaktır. Yakalanma korkusunun bile olmadığı bir ortamda, yakalansam bile ne olacak nasılsa ceza almam ya da bana laf edenler ya da beni yargılamakla sorumlu olanlar neler neler yapıyor düşüncesi her türlü utanmazlığın kapısını açan anahtar niteliğindedir.
Değinmek istediğim ikinci konu ise acaba son 10-20 senede kaç kişi bu şekilde üniversitelerden mezun oldu? Aramızda senden benden daha fazla bilgiye sahip olmayan kaç hekim, mühendis, hukukçu ya da öğretmen var? Hastaneye gittiğimizde derdimize derman olacak kişi bilgi sahibi mi ya da çocuğumuzu emanet ettiğimiz bir şeyler öğretsin çocuğu hayata hazırlasın dediğimiz öğretmen konusuna hakim mi? Bir arkadaşım aylar önce 40 yaşın altında doktora muayene olmam, çocuğumu emanet etmem, mühendisin yaptığı evde oturmam dediğinde pek hak vermemiştim ama yaşadığımız günler bu cümleyi doğruluyor. Liyakat dediğimiz kelimenin ne olduğunu anlamadan bir adım ileriye gidemeyeceğimiz açık. Üniversite sahibi ya da etkili pozisyonda olan arkadaşların, aile dostlarının diploma 'ikram' ettiği günler çok acı. Üstelik hangi alanda yetenekli olduğunuz da önemli değil. Tarih, işletme, tasarım, psikoloji...seç beğen al.
Şimdi soruşturmalar açılacak, birileri ceza alacak ve kısa sürede gündem arsızı ülkemizde bu konu kısa zamanda unutulacak. Kaç kişinin dahil olduğu konusunda bile bir netlik olmayacak. Hepimizin aklında acaba birtakım yollarla kendini kurtaran kaç kişi var sorusu hep olacak. Ahlak para ya da diğer maddi unsurlar gibi değildir. Gitti mi bir daha geri gelmez. Hepimize geçmiş olsun.

