adscode
adscode

Cahil cesareti

“Akıllı düşünene kadar deli dereyi (suyu, köprüyü) geçer.” diye bir atasözümüz var. Kişinin cesaretini tetikleyen ve işe koyulmasını teşvik eden bir söz. Kim söylemiş, kime söylemiş bilmiyoruz; ancak atılgan olmayı, öne çıkmayı, işe başlamayı ve işi bitirmeyi öneren ziyadesiyle abartılı bir söz. Bir yanıyla olumlu algı yaratsa da aklı ikinci planda tutan bir önermesi var.

byomerorhan@gmail.com




İyi de derede boğulan delilerin akıbetiyle ilgili bir istatistik yok! Kaç kişi bu “akılla” dereye girmiş ve kaçı dereden karşıya geçebilmiş belli değil. Peki, bunu sorgulayan var mı? Yok!

Ne hikmetse bu coğrafyada ekilen tohum bu, yani uyanık ol! Batı’da kullanılan bir başka deyişle: “Fırsatları değerlendir, problemleri sonra düşünürsün.” Garbın şarkla buluştuğu kurnazlık düzlemi.

Belki oransal olarak buralarda daha fazla ama dünyanın diğer bölgelerinde de benzer davranış biçimleri var. Cornell Üniversitesinden iki psikolog, Justin Kruger ve David Dunning’in 1999 yılında yayınladıkları bilimsel araştırmaya göre cahil cesaretli kişiler, bilgisiz ve becerisiz oldukları konuda kendilerini uzman gösterebilirler. Kruger ve Dunning’e göre bu kişilerin hayali (sanrılı) üstünlük hissine, algılamada yanlılık eğilimi veya "Dunning-Kruger Etkisi” ya da "Dunning-Kruger Sendromu” adı veriliyor. Meraklıları bu sendromun detaylarını internette yapacakları basit bir araştırma ile bulabilirler. Ama bizdeki amiyane tabiri ile “hem kel hem fodul”un bilimsel literatüre girmiş hâli diyebiliriz.

Dünyanın her tarafında bu tip insanlara rastlamak mümkün olsa da sanırım bizdeki popülasyon her geçen gün artıyor. Söylemle erdem arasında ciddi bir çelişki yaşanıyor. Alçak gönüllü olan, basiretsiz, beceriksiz; bilmese de öne çıkan, atılan hatta patavatsızlık yapan ise girişken ve becerikli kabul edilir oldu.

Oysa MÖ 469-399 yılları arasında yaşamış ve bilgeliğiyle tarihe geçmiş Sokrates neler demiş:

“Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değer değildir.”

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

“Gerçek bilgi hiçbir şey bilmediğini bilmektir.”

Günümüz iş hayatında ast-üst ilişkilerinde fazla alçak gönüllülük, üstlerce tutku eksikliği olarak kabul ediliyor. Yani performans değerlendirme içinde mücadeleci ve “agresif/yırtıcı” olmak, ne hikmetse bir anlamda olumlu görülüyor. Bilgi, akıl, yol yordam, usul, adap “out”, iş bitirmek “in”. Artık ego her yerde! İşin kalitesi veya sonu düşünülmez oldu.

Mütevazı davrananların pısırık olarak görüldüğü bir hayatı yaşıyoruz. Ahlakmış, etikmiş hak getire… Emekmiş, alın teriymiş, nezaketmiş, zarafetmiş safsata… Her yol mübah kültürü oluşmaya başladı. Yazık!

Bu davranış biçiminin kabulü ve destek görmesi, toplumsal yozlaşmaya neden olur. Bu anlayışa göre çalışan, enayi görülmeye, birilerinin sırtından geçinen ise itibarlı kabul edilmeye başlar.

Bu anlamda eğitimcilere her zamankinden çok daha büyük görevler düşüyor. Unutmayalım, davranışlar bulaşıcıdır. Erdemli olmayı, emeğe saygıyı, evrensel değerleri yaşamayı ve yaşatmayı son nefese kadar savunmaya devam! Ahlaksızlık, zorbalık, kabalık, cehalet, aşağılamak, ötekileştirmek, getirisi ne olursa olsun bir seçenek olamaz.

Yazıyı Sokrates’in öğrencisi Platon’la bitirelim. MÖ 450’lerde ne demiş Platon: “Ahlak ve üçkâğıtçılık, terazinin iki ayrı kefesinde yer alır; biri çıkarsa diğeri iner.”

 

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
Bir hikâyesi olmalı…
Eğitim “ithalatı”
Öğretmenlikte uzmanlık
Eğitimi ucuzlatmak