adscode
adscode

Tatil ödevi, doğada ateş yakmak

Okullar her ara tatil öncesinde hareketlenir. Yöneticiler, öğrenci karnelerini hazırlama telaşına düşerken, çoğu zaman mümkün olmasa da “birkaç gün dinlenebilir miyim” hayallerini kurar. Öğretmenlerin bazıları öğrencilerden önce tatil moduna girerken çoğunluğu tatil ödevi vermek için kolları sıvar. Özenle kendi ödevlerini hazırlayan da vardır, bilmem hangi konunun çalışılmasını, bilmem hangi kitapların okunmasını isteyerek en kolayından ödev veren de...

byomerorhan@gmail.com




 

Bırakın öğrenci özelinde ödev yüküne göre ödev verilmesini, sınıfı düşünerek bile öğretmenler koordinasyon içinde ödev vermezler. Her öğretmenin kapsamlı ve çok zaman gerektiren ödevler verdiğini düşünecek olursanız belki de tatil boyunca bitmeyecek ödev yükü oluşabilir ki öğrencileri düşünerek bu süreci yöneten neredeyse yoktur.

Bunun tam tersi de olabilir “o” sınıftaki öğretmenlerin hiçbiri ödev vermeyebilir ve “o” sınıf öğrencileri tam bir tatil yapar. Yani öğrencilerin bulunduğu düzey ya da sınıf bazında bakıldığında Allah’a emanet bir ödev süreci yaşanır.

Ebeveyn cephesinde de pek değişiklik yoktur. Öğretmenlerde olduğu gibi velilerde de tutum farklılıkları görülür. Bir kısmı ödev verilmesini istemezken, bazıları verilen ödevleri yeterli bulmaz. Ödev olmasın diyenler için tatil planlarının bozulması, çocuğuna “kıyamama” başlıca nedenken ödevi az bulanların kaygısı, çocuğunun “geleceğidir”.

Ödevlerin öğrenmeye katkısı var mıdır ve ne kadardır? Ödev olmazsa olmaz mıdır?

Kibrit veya çakmak gibi bir tutuşturucu kullanmadan doğada ateş yakmayı hiç denediniz mi? Çok zor iştir. Bu nedenle yakılan ateşi söndürmemeye çalışırsınız. Sönen ateşi yeniden yakmak çok fazla çaba gerektirir. Öğrenme isteği de ateş yakmaya benzer, istek söndüğünde onu tekrar tutuşturmak oldukça zahmetlidir. Bu anlamda öğrenme isteğini yaşam boyu canlı tutmak beceri gerektirir. Ödev, öğrenmek için sadece bir araçtır ve bu araç için öğrenme isteğini asla söndürmemek gerekir.

Üstelik okullardaki “aynılaştırılmış” öğretimle her öğrencinin aynı kabul edildiği bir eğitim sistemi içerisinde herkese aynı ödev veriliyorsa ki durum bu, tablo çok daha vahim! 2018 yılında kaleme aldığım “ortaya karışık öğretim” başlıklı yazımda paylaştığım gibi öğrenme stilleri, öğrenme hızları ve hazır bulunuşlukları birbirinden farklı öğrencilere, konunun aynı “biçimde” anlatılması ve hepsinden aynı başarının, aynı sürede beklenmesini, sanırım daha çok bekleriz… Ezberlenmiş bir yanlışın sürdürülmesinden başka bir şey değil bu! Bu anlamda, öğrencilerin farklılıklarını gözetmeksizin her öğrenciye aynı ödevlerin verilmesine “ortaya karışık ödev” diyebiliriz.

Oysa öğrenmek isteyen için dayatma ödev gerekmez. O, bir yolunu bulur ve mutlaka öğrenir. Bu süre içinde kendine öyle ödevler verir ki benim diyen öğretmen bu ödevleri veremez.

Ödeve karşı mıyım?.. Nereden baktığınıza bağlı. Öğrenci, öğrenmek için çalışma isteği duyuyor, bunu ihtiyaç listesine alıyorsa buna karşı değilim. Bu durumda akılcı ve her öğrenciye göre hazırlanmış ödevler, öğrenci için kılavuz olabilir, bilgisini pekiştirir ve işe yarar. Yok, yukarıda sözünü ettiğim şekilde ödev verilecekse bu ödevlerin çok işe yaradığını düşünmüyorum. Bu anlamda öğrencinin motivasyonunun sağlanmış olması, öğrenmeyi severek istemesi gerekir.

Öğrenciler, kitap okumanın boş zamanlarını değerlendirmek için değil değer kazanmak olduğunu bilmeli; öğrenmenin sadece okul süresince, ebeveynler ve öğretmenler istediği için değil yaşam boyu sürmesi gerektiğini benimsemelidir.

Ne yapmalı?

Öncelikle en küçük yaştan itibaren anne ve babalar, çocuklarına sorumluluk bilinci kazandırmalıdır. Yatağını toplamak, öz bakım, kendi işini kendi gördükten sonra aile bireylerine destek olmak gibi en temel sorumlulukları vermeden ileride sorumluluk almasını beklemek anlamlı değil. En temel sorumlulukları kazanmamış bir çocuğa, öğrenmenin önemi, çalışmanın ne ifade ettiği, ödevlerin ne anlama geldiğini anlatmanız çoğu zaman işe yaramaz. Asıl ödev, temel sorumlulukların alışkanlık olarak yerine getirilmesidir çünkü insan beyni çoğu zaman alışkanlıklarına göre davranış sergiler. Birçok nörobilim kitabının özeti belki de Mahadma Gandhi’nin şu sözüdür:

Düşüncelerine Dikkat Et,

Davranışın Olur.

Davranışlarına Dikkat Et,

Alışkanlıkların Olur.

Alışkanlıklarına Dikkat Et,

Karakterin Olur.

Karakterine Dikkat Et,

Kaderin OLUR!

Sorumluluk bilinci gelişmiş ve hayatın zorluklarını gören hatta bu zorlukları yaşayan bir çocuk için öğrenmek temel ihtiyaç olacaktır. Çocukların düşüncelerine, davranışlarına ve özellikle de alışkanlıklarına dikkat etmek gerekir çünkü yaşamlarını, edindikleri ya da edinemedikleri alışkanlıklarıyla sürdürecekler.

Peki, yarıyıl tatilinde ödev ne mi olmalı?

Araç gereç kullanmadan doğada ateş yakmak!


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)