adscode

Bir Öğrencinin Gözüyle Eğitim Sistemimiz!

Eğitim sistemleri, dünyanın her yerinde sancılı. Bizde de farklı değil. Öğrencilerin beklentileri ile müfredat programları örtüşmediği için mutsuz nesiller yetiştiğini hepimiz biliyoruz ama yeterince önlem almıyoruz. Bu yüzden de abartıya kaçan duygusal örselenmeler yaşanıyor…

aguclu@milliyet.com.tr




Gençlerimize daha çok kulak vermeliyiz. Çünkü onları bu noktaya bizler getirdik.

Her çocuk, soran, sorgulayan bir filozofken, yaş ilerledikçe her şeyden nefret eder hale geliyorlarsa, başta anne babalar, öğretmenler, bakanlar  olmak üzere hepimizin kendimizi sorgulamamız gerekiyor.

İşte üniversiteli bir gencimizin geldiği son nokta. Eminiz ki bir kısmı, abartılı, bir kısmı anlık ama bazı noktalar var ki , örneğin ezberci  eğitim, mutlaka sorgulanmalıdır….

 

 

 

24 yaşında bir genciyim.

Eğitim sistemi yüzünden bir kere geldiğim bu dünyada, en az 13 yılım boşuna harcandı.

8 yıl ilk ve ortaöğretim, 5 yıl lise.

Mesela ben küçükken çizim yapardım, lise sınavlarına ve sonra da üniversite sınavlarına hazırlanmaktan dolayı çizim yeteneğimi kaybettim.

Gittiğim okullarda hiçbir sosyal faaliyet yoktu.

Hapishane gibiydiler.

İlköğretimde ve lisede biyoloji dersleri gördüm ama hiçbir zaman laboratuvara götürülüp, mikroskobik araçlarla bakterilere baktırmadılar.

Hep tahtaya çizerek ve kitaptan göstererek soyut ve teorik anlattılar.

Yıllarca coğrafya dersi de gördüm ama bir kere bile bizi nehirlere, dağlara götürmediler.

Teleskopla Ay’a, Satürn’e baktırmadılar. Yine her şey soyut ve teorikti. Yani hiç pratik yoktu.

Okullarımızda ne doğru düzgün sosyalleşip kendimizi geliştirebileceğimiz tiyatro, müzik kulübü vardı ne de spor salonu. Olsa da götürmüyorlardı. Şu anda da böyle. Üniversiteler de böyle.

Her çocuk filozof doğar.

Sürekli soru sorup, sorgular ve eleştirir.

Bir hata gördüğünde kimseden korkmadan yanlışları söyler, kral çıplaksa krala “çıplak” der.

Sonra büyükler ve devlet, bu çocukların sorgulayan ve düşünen beyinlerini hurafelerle çürütürler.

Büyüklerimiz, örneğin devlet ve öğretmenlerimiz, kendilerini sorgulatmaz ve eleştirtmezler.

İtaat edilmesini isterler ve o filozof çocukları,  robota çevirirler.

Mesela lisedeyken sınav kağıtlarımızı kontrol etmek istediğimizde, hocalarımızın çoğu:

“Kontrol ettiririm ama kağıdınıza fazla not verdiysem notunuzu kırarım.” diye tehdit edip, kendilerini sorgulamamızı istemiyorlardı.

Allah’tan benim ailem böyle değil, bu konuda şanslıyım.

Bilen, düşünen, üreten, araştıran, eleştiren ve samimi merakla öğrenen bir kuşak ve yurttaş istemiyor; zira zeka denen şey bilgi ile gelişir ve bilen, düşünen, sorgulayan ve kuşkucu insanlar kandırılamaz ve kontrol altına alınamazlar.

Bir gün matematik hocama derste, “Hocam üçgenin iç açılarının toplamı, nereden geliyor?” diye sorduğumda, “Ne yapacaksın, ezberle geç!” demişti.

Ben ispatını istemiştim ama öğretmen öğretmemişti.

Bu yüzden okuldan nefret ederdim, hala da ediyorum.

Kendim tek başıma, evde daha iyi ve verimli öğreniyorum.

Ezbere ve sınava (menfaate) dayalı eğitim sistemi bana göre değil.

Ben somutlaştırılan, mantığa, ispata, pratiğe, eleştiriye, sorgulamaya dayalı eğitim sistemine göre bir öğrenci olduğumu düşündüm her zaman.

Aslında bütün öğrenciler böyledir.

Soyut olan bir şeyi somutlaştırmadıkça öğrenmek istemiyordum ve okulda öğrenemiyordum. Liseden mezun olup, üniversiteye başladıktan sonra bana hitap eden kitapları elime aldım, örneğin MY’nın my matematik kitapları, YouTube’dan ders videolarını açıp matematiği, felsefeyi, coğrafyayı, Türkçeyi... kendi başıma öğrendim.

Şu an bazı matematik formülün ispatını biliyorum,  internetten araştırıp öğrendim, hala da öğreniyorum.

Köy Enstitülerinin sistemi ne güzelmiş. T

ürk çocukları hem keman, ensturman çalmayı öğreniyor hem okullarını kendileri yapıyor hem de matematik, felsefe, coğrafya, fizik... öğreniyorlar.

Yani tek yönlü değil, çok yönlü yetişiyorlarmış.

Öğrencileri, okullardan şu anki eğitim sistemi nefret ettiriyor.

Eğlendirerek ve sosyalleştirerek öğretmiyorlar.

Sınav, bir strestir.

Özellikle lise ve üniversiteye giriş sınavları; çünkü bu sınavlar, “Sınavı geçemezsen geleceğin biter!” demektir.

Bir insanı gelecek stresine sokarak, hiçbir şey öğretemezler. Çünkü beyin, o stresle hiçbir şeyi algılayamaz, yoğunlaşamaz. Oysa ki su doku, bulmaca... çözer ve oyun oynar gibi çocuklara öğretseler, ki çocuklar evlerine gittiklerinde bunları yapıyorlar çünkü sonunda bir kayıp ve stres yok, o çocuklar inanın samimi merakla öğrenirler.

Öğrenciler, dersleri zekası olmadığından değil, derslerden ve sınavlardan korktukları için öğrenemiyorlar. Yani 22 yıl İngilizce öğretmeye çalışıyoruz ama bir kelime dahi öğretemiyoruz çünkü bu eğitim sistemiyle öğrenmek mümkün değil.

Sınavda ful yapan bir öğrenci bir yıl sonra o bildiklerini unutacak, unutuyorlar da. Çünkü o öğrenci o bilgiyi sadece bir çıkar için öğrendi, samimi bir meraktan değil. Yine bu eğitim sistemi yüzünden! Bu eğitim sistemi, bize ne sanatı öğretiyor ne bilimi ne de sporu.

Kopya çekmeyi, çıkar için sınavdan geçmeyi yani etik olmayan şeyleri öğretiyor!

Fırsatını bulursam ilk işim Kanada, Norveç, Almanya gibi medeni bir ülkeye yerleşmek olacak. Ben gençliğimi, saçma sapan sistemleri yüzünden heba ettim, bari çocuklarım bunları yaşamasın…


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    3 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (3)