adscode

TELAFİDE BEN DE VARIM; AMA…

Milli Eğitim Bakanlığı “Telafide Ben de Varım” programının usul ve esaslarını yayımladı. Eğitim çevrelerinde “Telafide Ben de Varım” programının usul ve esaslarıyla ilgili farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Birçok eğitimci tarafından telafi eğitiminin zamanlaması, eğitime katılımın isteye bağlı olması ve uygulanabilirliği eleştirilmektedir.

ikegitmeni@hotmail.com




 “Telafide Ben de Varım” başlıklı programın ismi kulağa ne kadar da hoş geliyor değil mi? Programın adını okuduğunuzda bir kampanya gibi cezbedici… Ayrıca pandemi koşullarında oluşan eğitim açıklarının giderilmesiyle ilgili yapılan telafi eğitimine karşı çıkabilecek herhangi bir kişinin de olabileceğini düşünmüyorum. Ancak, “Telafide Ben de Varım” programı açıklandığında program ve telafi eğitiminin esaslarıyla ilgili birçok eleştiride peşi sıra geldi.

Eğitim açıklarının giderilmesiyle ilgili bugüne kadar çok sayıda yazı kaleme almıştım.  Yazılarımda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim sahasından aldığı geribildirimler çerçevesinde bir planlama yapması gerektiğini yazmıştım. Ancak üzülerek belirtmem gerekir ki, eğitim sahasından alınan geri bildirimler değerlendirildiğinde, eğitimde karar vericiler tarafından uygulamaya konulan kararların saha gerçeği ile uyuşmadığını göstermektedir. Okullardan alınan bilgiler değerlendirildiğinde, öğrencilerini sınavla alan nitelikli okullarda bile yüz yüze derslere katılımın çok düşük olduğu görülmektedir. Eğitim öğretim yılının sonuna yaklaşırken, ikinci dönem öğrenci değerlendirmelerinin öğrencilerin tercihlerine bırakılmasıyla birlikte, öğrencilerin derslere katılımını beklemenin çok iyimser bir yaklaşım olacağını daha önceki yazılarımda da ifade etmiştim.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından pandemi döneminde eğitimde oluşabilecek eğitim açıklarını gidermeye yönelik “Telafide Ben de Varım” programıyla ilgili linki paylaştı. Program linki ve ayrıntıları incelendiğinde, telafi programı olarak tanımlanan çalışmanın öğretmen, öğrenci ve veli bileşenlerinin tamamen gönüllülük esasına dayandığı görülmektedir. Peki, gönüllülük esasına dayalı bir programla eğitim açıkları giderilebilir mi?

Bu sorunun cevabını vermek için öncelikle, eğitimde telafi kavramını doğru anlamak gerektiğini düşünüyorum. Sözcük olarak telafi,  herhangi bir zararı, kötü olumsuz bir etkiyi ya da sonucu,  olumlu bir etkiyle gidermek olarak tanımlanır. Eğitim sisteminde telafi ise herhangi bir nedenle oluşabilecek eğitim zararlarının ya da eğitim açıklarının  bir plan ve program dahilinde düzenlenecek eğitim programlarıyla giderilmesi olarak tanımlanır. Telafi eğitimleri, öğrencilerden alınan geri bildirimlere göre düzenlenir ve programlarla giderilir. Eğitim öğretimde ikinci dönemin değerlendirilmesi yapılamadığı için, öğretmenlerin öğrencilerden tam olarak geri bildirim almaları da mümkün değildir. Okullarda ikinci dönem sınavlarına katılımın çok düşük olduğu bilgileri de alınmaktadır. Öğretmenlerden alınan bilgiler değerlendirildiğinde, tüm sınıflar seviyesinde derslerdeki kazanımlarda büyük açıkların oluştuğu görülmektedir. Telafi eğitimlerinde geri bildirimin tam olarak alınamadığı göz önüne alındığında, yaz döneminde öğrencilerin gönüllülük esasına göre telafi eğitimlerine katılımını beklemek ne kadar gerçekçi olacaktır?

 

Eğitim sorunlarını, okul merkezli yaklaşım perspektifinde değerlendirmekle ilgili daha önceleri de birçok yazı kaleme almıştım. Ancak, Milli Eğitim Bakanlığının aldığı kararlarda ve yaptığı uygulamalarda okul merkezli yaklaşım yerine, bakanlık merkezli bir yaklaşımın esas alındığı görülmektedir. Eğitimle ilgili önemli kararların bakanlıkta oluşturulan akademik kurulların çalışmaları sonucu şekillenip hayata geçirildiği görülmektedir. Bakanlıkta oluşturulan kurullarda okullardan da temsilciler olmasına rağmen, akademisyenlerin görüşlerinin daha etkili rol aldığı görülmektedir. Bu yaklaşımda, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un akademik kökenli olmasının da rolü olduğu görülmektedir. Burada sorgulanması gereken en temel soru şu olmalıdır: Üniversitelerimiz ya da akademik çevreler okullardan ve eğitim sahasından ne kadar haberdirler?  Eğitimle ilgili hazırlanan raporlarda, bu sorun çok daha iyi görülebilir. Eğitim bilimleriyle ilgili araştırmalar; eğitim sahasından uzak, sadece araştırma yapan görevlilerin okullara gönderdiği ve birçok eğitimcinin öylesine cevapladığı anket sorularından ibaret olmamalıdır. Eğitimle ilgili hazırlanan anket soruları eğitim sahasıyla ne kadar uyumlu, akademik araştırmalar yapan hocalarımız okullardan ne kadar haberler? Bu konunun çok iyi irdelenmesi gerekir, diye düşünüyorum. Eğitim sahasından uzak eğitim bilimleri araştırmaları ne kadar gerçekçi sonuçlar verebilir? Üniversitelerin eğitim fakülteleri ve eğitim bilimleri enstitülerinin, okullarla işbirliği halinde çalışma yapmaları gerekmektedir. Eğitim enstitülerinin akademik kadrolarının kariyer kriterleri, akademik kadrolara seçim, yüksek lisans ve doktora kriterleri eğitim sahasıyla iç içe yürütülmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Telafide Ben de Varım” programının esasları incelendiğinde, bu programın bir telafi eğitim programı yerine, öğrencilerin sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik yaz okulu projesi olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağı görülmektedir.  Hazırlanan programda okulların fiziki alt yapılarının, öğrenci, veli, öğretmen ve okul yönetimlerinin görüşlerinin yeterince yansıtılmadığı kanısındayım. Yüz yüze eğitime devam konusunda sorun yaşarken, yaz döneminde öğrencilerin “telafide ben de varım” programına katılımın da isteğe bağlı olması programların açılması konusunda da sorun olacaktır. Ülkemizde pandemi koşullarında eğitim öğretimde istenilen düzeyde geri bildirimler alınmazken, telafi eğitimine katılımın gönüllülük esasına göre planlanması ne kadar gerçeklilikle bağdaştığını eğitimcilerin sorguladığını duyar gibiyim…

Eğitim açıklarını gidermeye yönelik yapılan her çalışmayı elbette değerli görüyorum. Ancak eğitimde karar ve planlama süreçlerinin doğru işlemesinin çok daha önemli olduğunu da vurgulamak istiyorum. Eğitimde alınan kararların sonuçlarını, diğer sektörler gibi hemen bugün-yarın görmek mümkün değildir.

Sonuç olarak, telafide ben de varım; amaF amacı ve esasları doğru belirlendiği takdirde… Telafide ben de varım; ama doğru planlama ve geri bildirimler doğru yapıldığında… Telafide ben de varım; ama öğretmenin, öğrencinin ve velinin birlikte işbirliği yaptığı programda… Eğitimin gönüllülük esasına göre değil, gerçek ihtiyaçlara göre planlandığı telafi eğitiminde ben de varım, ben de varım… Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu bir nesil için, “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM”…

 


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

Etiketler :
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)