adscode

Düğün Gecesi…

“Doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan bir toprak var. Seni orada bekleyeceğim.” (Mevlana, 13. yy)

damlaaktan@gmail.com





Yaşamın her birimizi özenle sınadığı bir dönemde, aldığımız her nefesin bir damla yarını yazdığı günlerde yaşıyoruz insanlık olarak…

Bazılarımızın inandıkları sarsılıyor durmadan, gün be gün, an be an… İronik olan, o inandıklarımızı sarsan insanların, belki de kendi dünyalarında sarsıla sarsıla inanmayı öğrenmeleri gerektiği, ancak bunu fark edip etmedikleri meçhul…

Koşulsuz teslimiyet, ilerlemenin belki de ilk adımı ruhsal olarak… Yaşanan ya da yaşanmayan, hak ettiğimiz ya da haksızlığa uğradığımız her an, yapabileceğimiz en güzel seçim belki de durup bir dakika düşünmek. “Neden?”… “Bundan sonra nereye ilerleyeceğim?”…

Ruhları birbirlerine görünmez iplerle bağlı bir avuç insanlığız şu sınırları belli yerkürede… Kendi ruhlarımızı sınırlamak için verdiğimiz mücadeleden yeryüzü 9 şiddetinde deprem gibi sarsılıyor farkında değiliz.

Gün be gün gözyaşlarımızdan korkuyoruz yeryüzünü sel basacakmışçasına, an be an, kahkahalarımızdan uzaklaşıyoruz şiddeti dünyayı durdurursa diye… Her gün biraz daha “herkes gibi”, her an biraz daha “hiçkimse ya da herhangi biri gibi””leşiyoruz…

Bizken, onlardan oluyoruz. Birken, parça parça…

Yaşamı her an kategorilendiriyoruz insanlık olarak. “Doğru”larımız başka insanlarda “yanlış”, onların “doğru”ları ise bizim “yanlış”larımız oluyor.
Kuralları biz koyup, biz bozuyoruz. Biz seviyor, biz vazgeçiyoruz. Biz yargılıyor, ve biz yargılanınca yine biz kızıyoruz.

Tutsaklıklarımızın en baş kalem kıranıyız aslında. Ama tutup, elinde kalem gördüklerimize kızıyoruz, suçluyoruz. Yaptığımız her bir tercihle sevgiyi bir damla daha harcıyor, üzerine elimizde kalan bozuklukları havaya atıp tutarcasına oyun oynuyoruz. Benliklerimizin esiri olurken, ruhlarımızı kalın cehennem ipleriyle bağlıyoruz birbirine. Benlik ruhu eziyor, ruh kalple bağını kaybediyor an be an modernleştirdiğimiz dünyanın merdivenlerinde.

Kabuk bağlayan yaralarımız var, kimse kanatmasın derken en çok kendimiz kanattığımız. Susmak bir erdemken, kelimelerin gücüne güç kattığımız. Gücü, adeta Tanrılaştırdığımız, Tanrı yalnızca saf sevgiyken…
Bu dünyada dümdüz durmaya çalışırken, eğilip, bükülüp, tekrar kendimiz olmaktan yorulduğumuz anlar var…Dünyanın neresine gidersek gidelim, inandıklarımızı en çok sarsan olayları yaşarken, en çok kendimize inanmak mecburiyetinde bırakıldığımız bir boyutta, kendi amaçlarımızı çizmek ve onlar için mücadele etmek üzere kurgulanmış bir sistemde, birbirimize muhtacız aslında.

Hepimizin dilinde Mevlana, Şems, Peygamberler, hatta Allah… Yaşantılarımızla, adlarını kirletmekten korkmuyoruz bile!

Eski zaman kadınlarının mektuplarındaki zarafeti ararken, zarif kalmayı başarabiliyor muyuz diye dönüp bakabilse insan keşke… En sevdiklerimiz göçüp giderken, en inandıklarımız bizi yalnız bırakırken, en beklediklerimiz en beklemediğimiz anlarda dönerken, en çok kırar ve en çok kırılırken, bir an, sadece bir an durup dinlesek dünyayı…

Bir spiralin içine hapsettiğimiz ruhumuzun yalnızca kendi dalgaları içinde yükselebileceğini anlasak, can çekirdeğinden bağlı olduğumuz yaşamları tek bir göz temasıyla tanıyabileceğimizi fark etsek… Gözlerin, yalnızca gözlerin yalan söyleyemediğini bilsek… Çünkü dil kirlenebilir, beden yaşlanabilir, kulaklar duymayabilir, ama gözler, asla yalan söyleyemezler.

Bir an, sadece bir an durup dinlesek dünyayı…

Kalbimizi yorduğumuz şeylere kalbinde bir gram yer ayıramayacak, canımızı acıtan şeylerin acısını bile hissedemeyecek kadar büyük sıkıntıları olan insanları, kırdığımız insanlara muhtaç olan insanları bir an, yalnızca bu dünyaya gelip bu dünyadan giderken alıp verdiğimiz nefes kadarlık bir an, farkedebilsek… Sadece bir an, dünyanın yaratılışı kadarlık bir an…

Sanırım o an, doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan o toprağı da keşfedecek insan…

Tıpkı, bir 17 Aralık akşamı Mevlana’nın keşfettiği aydınlık gibi…

Çünkü Şeb-i Arus, ölüm gecesi demek değil, düğün gecesi, kavuşma gecesi demektir. Ne der Mevlana:

“Cenazemi görünce ayrılık ayrılık deme
O vakit benim buluşma, görüşme zamanımdır
Mezarıma defsiz gelme;
Çünkü Allah meclisinde gamlı durmak yaraşmaz
Hak Teala beni aşk şarabından yaratmıştır.
Ölsem, çürüsem bile ben yine o aşkım.”
Bu geçiş zamanı bittiğinde, hepinizi, o toprak da bekleyeceğim… Düğün Gecesi’nde… Ruhun, öze kavuştuğu bu ışıklı yolda…
Sizin, benim, O’nun, dünyanın düğün gecesinde… Sizin beklediklerinizle birlikte…




 

Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları
BALE SPOR DEĞİL SANATTIR!
EĞİTİM ŞART
GÜZEL GEL 2021!