adscode
adscode
adscode
adscode
adscode
adscode

YKS’nin tarihinin değiştirilmesi büyük bir riski beraberinde getirdi

LGS ve YKS tarihlerinde yapılan değişiklik hakkında açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, “Bir sınavın ötelenmesi makul karşılanabilir ama geriye çekilmesi ciddi bir risktir” dedi.

YKS’nin tarihinin değiştirilmesi büyük bir riski beraberinde getirdi
Sınavlar

Sadece pedagojik düşünülseydi, sınav tarihi değiştirilmezdi. Öğrencilerin motivasyonları olumsuz etkilendi.

“Bu itibarla çok doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum” diyen Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mutlaka yakınınızda ‘sınav çocuğu’ vardır. Bu öğrencilerimiz sınav döneminde buluttan nem kaparlar. YKS’nin tarihinin değiştirilerek 25-26 Temmuz’a ertelenmesi bir travmadır ama sınav ötelendiği için herhangi bir risk oluşturmamıştı. Sınav tarihinin ikinci kez değiştirilip, öne çekilmesi ise büyük bir riski beraberinde getirdi. Çocuklarımızın motivasyonu olumsuz etkilendi. Tabi ki devletimiz olaylara daha makro düzeyde bakıyor. Pandemi sonrası Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı tabloyu düşünerek başka değişkenleri de dikkate alıyor. Bunu anlıyorum. Sadece pedagojik olarak düşünülseydi, sınav tarihi değiştirilmezdi.

Tabi YÖK, bu süreçte öğrencileri rahatlatmak için iki düzenlemeyi hayata geçirdi. Bunlardan birisi sınav süresini 30 dakika uzatmak, diğeri de lisans programlarını tercih edebilmek için ilgili puan türünde uygulanan 180 baraj puanını bu yıl ile sınırlı kalmak şartıyla 170'e çekmek. Tabi bu düzenlemeleri de olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.” 

Öğrencilerimizin sınav motivasyonlarını beslemeliyiz.

Bu tartışmaların artık geride kaldığını, sınav tarihlerinin belirlendiğini hatırlatan Geylan, “Bunun üzerinden artık tarih tartışmasının yaşanmasını doğru bulmuyorum. Hele ki öğrencilerimiz üzerinden yürütülen bu tartışmanın siyasi mecraya taşınmaması gerekir. Şu an tüm paydaşların yoğunlaşacağı tek nokta, çocukların sınav motivasyonlarını beslemek olmalıdır.” diye konuştu.

1 Haziran tarihinde okula dönüş başlarsa, aldığımız tedbirler heba olabilir.

Okulların 1 Haziran itibariyle açılacağı şeklindeki görüşlere katılamadığını da bildiren Geylan, “Ülkemizin bir an önce normalleşmesi için tabi ki tüm yüreğimizle dua ediyoruz. Ancak bugün itibariyle 1 Haziran’da okulların açılmasını pek mümkün görmüyorum.

Şöyle ki; devletimiz, salgının başlamasından itibaren süreci takdire şayan şekilde yönetmektedir. Okulların zorunlu olarak tatil edilmesi de devletimizin aldığı çok önemli ve doğru bir tedbirdir. Nitekim bu tedbirler neticesinde şu anki göstergeler umut verici bir noktaya taşınmıştır. Ancak buna rağmen 1 Haziran tarihine kadar salgın riskinin ortadan kalkması mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla şayet 1 Haziran’da 18 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmen okula dönerse, aldığımız tedbirler heba olabilir. Zira sınıflarda ve okul giriş çıkışında sosyal mesafe korunamaz. Öğrencilerin hijyen kurallarına harfiyen uyması çok zordur. Üstelik okullarda sadece öğrenci, öğretmen ve eğitim çalışanları olmayacaktır, öğrenci velileri de okullarımızın önüne yığılacaktır.

Tüm okullarımızda tekli eğitim yapılıyor olsaydı, sınıf mevcutlarımızı 15 kişiyle sınırlı kalsaydı ve pandemi sürecinde ikili eğitime geçseydik, o zaman 1 Haziran’da okulların açılmasını tartışabilirdik. Ama ülkemizde 30, 40 hatta 50 kişilik sınıflarımız bulunmaktadır ve önemli sayıda okulumuz ikili eğitim yapmaktadır. Böyle bir ortamda koşullar normalleşmeden okula dönüş doğru değildir. Şayet okullar 1 Haziran tarihinde açılırsa, devletimizin aylarca aldığı tedbirler heba olabilir. Bu noktada aylardır titizlikle yürütülen bu mücadelenin korunması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca kurumların “normalleşme yarışına” girmesini de hiç istemiyoruz. Bu süreç, başarı/başarısızlık ölçütü olarak kullanılacak bir pazarlama vasıtası olarak kullanılmamalıdır. Okulların açılması hususu, kesinlikle ve sadece Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda kararlaştırılmalıdır. Kamu yönetimi rahat olsun; hiç kimse “Neden okulları açmıyorsunuz, neden normalleşmeyi sağlamıyorsunuz, ne kadar da beceriksizsiniz” diye eleştirmeyecektir. Unutulmasın ki; sağlığın dışında her şeyin telafisi mümkündür. Çocuklarımızın sıhhati her şeyin önünde gelir.”

Uzaktan eğitim eğitimde fırsat eşitsizliği doğurdu.

Genel Başkan Geylan uzaktan eğitim süreci hakkında da açıklama yaptı. EBA TV’nin bir haftadan kısa sürede hayata geçirildiğine ve eksikleri olsa da başarıyla yürütüldüğüne dikkat çeken Geylan, “Elbette hiçbir tedbir yüz yüze eğitimin karşılığı olamaz. Ancak çocukların öğrenme sürecine olan motivasyonlarının olumsuz etkilenmemesi adına bu tedbir çok önemlidir. Tabi şunu da belirtmek istiyorum: Bazı okullarımızda canlı ders anlatımı yapılmaktadır. Bu uygulama iki yönüyle problemlerle yürümektedir. Bunlardan birincisi internet hizmetinin yeterli olmaması diğeri de eğitimde fırsat eşitsizliğini doğurmasıdır. Ülkemizde evinde internet ve bilgisayar imkanı olmayan önemli sayıda öğrencimiz vardır. Bu öğrencilerimiz internet tabanlı eğitimden yoksun durumdadır. Yıllardır bölgeler arası, okular arası fırsat eşitsizliğinden dem vururken, şu anda fırsat eşitsizliği sınıflarımıza girmiştir” dedi.

Öğretmenleri huzursuz ederek, başarılı sağlayamazsınız!

Genel Başkan, bazı ilçe milli eğitim müdürleri ve okul yöneticilerinin, canlı ders anlatımı hususunda adeta skor tabelası tutar gibi bir tutuma girdiklerini, öğretmenleri huzursuz edecek ölçüde dayatmacı ve baskıcı davranışlara girdiğini de hatırlatarak, uyarıda bulundu: “Öğretmenleri huzursuz ederek başarıyı sağlayamazsınız! Bu dayatmaya son verin”

Telafi eğitimi 1-30 Eylül tarihleri arasında yapılmalıdır.

Telafi eğitimi ile ilgili görüşlerini bildiren Geylan, “MEB ikinci bir tedbir olarak telafi eğitimini gündeme aldı. Zira öğrencilerimiz ikinci dönemde müfredatı işleyemedi. MEB yüz yüze eğitimde görülmeyen konuları yine yüz yüze eğitimle devam ettirecektir. Tabi bunun yapılması Haziran ayında mümkün görünmüyor. Bu noktada şöyle bir öneride bulundum: Önümüzdeki öğretim yılında Kasım ve Nisan aylarında yapılacak ara tatilleri iptal edelim, 1-30 Eylül tarihleri arasında 1 aylık telafi eğitimi yapalım. Bu şekilde hem bir aylık makul bir süre telafi eğitimine tahsis edilmiş, hem de 2020-2021 Eğitim Öğretim Yılı’nın ders programının süresinden kesinti yapılmamış olacaktır. MEB’in bu önerimizi dikkate almasını önemli istiyoruz” dedi.


Emoji ile tepki ver!

Bu Haberi Paylaş :

Etiketler :

Benzer Haberler
    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)