adscode
adscode
adscode testttt
adscode oguzzz

Bir dipsiz kuyu örneği olarak Instagram: Yeni bir vaka daha

Artık Instagram var. Bir açıyorum, saatlerce kafamı dağıtıyorum, artık kitap okuyamıyorum deyince üzüntüm bir kat daha arttı.

cemozel2021@gmail.com




 

Kullandığımız pek çok şeyin faydası da var zararı da. Önemli olan onları doğru kullanabilmek. Örneğin bıçak olmasa yemek yaparken çok zorlanırdık; ama bıçağı doğru kullanmadığımızda kendimize ya da başkalarına yaralayıcı ya da öldürücü zararlar verebiliriz.

Alın size bir tane daha. Kredi kartlarını örnek gösterebiliriz. Kredi kartları çıktığından beri bu araçları yerinde kullanan pek çok insan var; ama tersi bizi mahva sürükleyebilir. Hatta bunun finansal dünyada karşılığı bile var: Finansal illüzyon. Senin olmayan bir şeyi seninmiş gibi kolay harcayıp, sonra da senin olan borcu senin değilmiş gibi ödemede zorlanmak.

İlk kredi kartımı 2004 yılında Hollanda’ya üç haftalık bir eğitim için gitmeden önce almıştım. Çok mantıklıydı. Müdürüm, “Orada ne olur ne olmaz, kredi kartı da edin. Sıkıştığında kullanırsın” dediğinde mantıklı gelmişti. Gitmeden kullan da problem olup olmadığını gör demişti. Ben de o zamanın parasıyla 7 liraya bir kravat almıştım. Sorunsuz bir şekilde kullandım. Sonra da gönül rahatlığıyla Hollanda’ya gittim. Sürekli nakit kullandığım için ne harcadığımı da bilerek, hesabımı kitabımı kontrol edebildim. Böylece kredi kartını hiç kullanmadan yurda dönüş yaptım. Bir süre sonra hesap ekstrem geldi. 7 liralık kravatım için ilk ödemem gereken ücretin 27 lira olması, kredi kartına olan ilk düşmanlığımı hayata geçirdi. 7 ve 27 sayıları benim uğurlu sayılırımdı; ama hiç hatır gönül dinlemeyerek +20 liralık kart ücretini görünce ve toplamda 7 lira yerine 27 lira ödeyince kredi kartımı boşayıp hayatımdan atıverdim ve çok uzun bir süre de kullanmadım. Kullandığımda da akılcı hareket etmeye devam ettim. Çevremde de kredi kartını doğru kullananları görüyordum. Mesela kredi kartını kullanarak harcama yaptığında, harcadığı kadar parayı nakit olarak bir yerde tutuyordu ve ay sonunda ödeyeceği paranın miktarına şaşırıp, ah vah etmiyordu. Kredi kartı demişken, sanal parayı da bunun içine koyabiliriz. Biliyorsunuz şu sıralar her şey pahalandı. Kiraların yanından geçilmiyor. 4-5 bin liralık kiralar bir anda 25-30 binlere çıktı; ama biz bu paraları internet hesaplarından ev sahibine gönderdiğimiz için ne biz, ne kadarlık bir mablanın karşı tarafa gittiğini görüyoruz ne de ev sahipleri görüyor. Gidip çekin bankadan 25 bin lirayı ve ev sahibinizin kapısını çalın ve elden bu parayı verin. “İnsafsız adam, benden her ay bu kadar kira alıyorsun ve utanmadan da üstüne hala bu parayı beğenmiyorsun” desek, yüzü bi’ kızaracaktır diye düşünüyorum. İşte bunlar hep finansal illüzyon.

Aynı bakış açısıyla Instagramı ele almak istiyorum. Instagram da yine faydalı şeyler izlensin, yeni bir şeyler öğrenilsin, tanıtılan yeni ürünleri görelim, görsel dünyamız zenginleşsin diye iyi niyetlerle takip edilen, pek çoğumuzun birer hesapları olan bir dünyaydı. Sonradan o mu zıpıtıverdi yoksa onun takipçileri mi, bilemiyorum. Aklı başında insanların bile baş edemedği bir sosyal medya ortamı burası. Tam bir sanal alem. Eskiden evlerimizde topluca televizyon seyretmek hoş karşılanmazdı. Her evde bir aptal kutusu var, denirdi. Şimdi bırakın her evi, herkesin elinde bir aptal kutusu var. Televizyon oldu Instagram. Eskiden televizyonları İstiklal Marşıyla kapatır odalarımıza çekilirdik. Şimdi bu mümkün mü? Google bile aynı mantığı kullanıyor. Hatırlayanlarınız vardır. Eskiden Google’de bir tarama yaptığınızda gelen sonuçları size sayfa sayfa verirdi. Bir süre sonra geçirdiğiniz zamanı kaç sayfa baktım diyerek kontrol ederdiniz. Diyelim ki beşinci sayfaya geldiniz, “artık yeter” diyerek Google’u kapatabiliyordunuz; ama şimdi onlar da Instagram taktiğini kullanıyorlar. Aşağıya doğru akan bir dünya var. Tam bir dipsiz kuyu. Ömründen kaç saat harcadığını bilmiyorsun. Zararlı ve bağımlı olduğunu kendi de bildiği için artık o da ipin ucunu kaçırdı. Aslında işi bilirseniz bu dipsiz kuyudan bile faydalanabilirsiniz. Sayısal Kitap veritabanında okuduğum elektronik kitapların okunma şekli iki türlü. Birisi sayfa sayfa ve sağdan sola. Diğeri de yukarıdan aşağıya. İşte burada, kaç sayfa olduğuna bakmaksızın, sayfalar dolusu okumak için yukarıdan aşağıya doğru seçeneğini kullanıyorum. Böylece okuduğum kitapların listesi her geçen gün kabarıyor.

Telefonumda Instagram gibi bir uygulamanın olmaması sevindirici. Allah yokluğunu aratmasın. Telefonumda en çok kullandığım uygulamalardan biri adımsayar. Yürüyüşe çıktığımda sıkça kullanıyorum. Faydalı bir uygulama olduğu, her gün ne kadar kullandığımı göstermesinden belli. Ne kadar yürümüşüm, ne kadar kalori yakmışım, nerelerde tur atmışım, hepsini gösteriyor; çünkü dediğim gibi faydalı bir şey olduğu için ölçüm konusunda kullanıcıya bilgi vermede bir beis görmüyor. Diğer sevdiğim uygulama da not alma kısmı. Pek çok yazımın kıvılcımlarını oraya not ediyor sonrasında yazıya dökebiliyorum. Aklıma yeni fikirler gelirse hemen o sarı renkli not uygulaması, imdamıma yetişiyor.

Laf uzadı da uzadı. Şu dipsiz kuyuya okkalı bir taş atmak istiyorum, belki dibinden bir ses gelir de hepimizin kulağına küpe olur. Gelelim başlığımızda kullandığımız yeni Instagram vakasına. Öyle ya başlığında kullandık, kendisinden bahsetmemek olmaz. Çehov’un dediği gibi "Eğer birinci perde açıldığında duvarda bir tüfek asılıysa takip eden sahnede tüfek mutlaka patlamalı. Aksi takdirde oraya koymayın." Buradan Çehov’a da bir selam çaktıktan sonra vakamıza başlayabiliriz:

Dün bayram vesilesiyle arkadaşlarla Akçakoca’ya günübirlik bir ziyarette bulunduk. Sonradan bazı arkadaşlar daha katıldı gezimize. Soluklanmak için bir yerde oturup serinletici şeyler yudumlarken, söz, kitaplara geldi. Hımm, en sevdiğim! Aramıza yeni katılan arkadaş, kızının “imzalı kitap” düşkünü olduğunu, nerede sevdiği yazar varsa kilometrelerce gidip imzalı kitap almak için yollara düştüklerinden dem vuruyordu. Yeter ki kızım okusun, dedi. Kitap için ölen bilinçli insanları duyunca çok mutlu oluyorum. Sohbeti koyulaştırayım, neler okuduğunu sorayım dedim. Çok ilginç kitaplardan bahsetti. Bir kısmının adını ilk defa duyuyordum. Meraklandım. Muhabbet koyulaştıkça ortaya kitaplar saçıldı; ama 3 yıldan fazladır kitap okumuyorum deyince, kurudum kaldım. Dünya bir süreliğine sessizliğe büründü. Sanki kulağımın dibinde bir silah paylamış da tiz bir ses duyuyormuşum gibi hissettim. Kitap okuma alışkanlığı olup da bu kadar uzun bir süre kitap okumamanın bir sebebi olmalıydı. Kendisi itiraf etti zaten. Artık Instagram var. Bir açıyorum, saatlerce kafamı dağıtıyorum, artık kitap okuyamıyorum deyince üzüntüm bir kat daha arttı. Ne kadar bilinçli bir ebeveyn olsa da Instagramın büyülü dünyasından kendisini alamıyordu. İşte Instagram gibi sanal alemlerin böyle bir girdabı var. Şöyle bir bakayım diyorsun, bir bakmışsın seni içine çekiyor. Kurtarabilene aşkolsun.

Duyduklarımdan o kadar etkilenmiştim ki, sakinleşemiyordum. Bu Instagram belası, güzel insanları bile esir alıyordu. Eve gelir gelmez, önümüzdeki hafta Kitap Kulübünde okutacağım kitabın kapağını açtım da biraz serinledim. Sayfaları çevirdikçe içimdeki yangın bir nebze de olsa soğudu.

Bu Instagram belasından kurtulmak, bu tür vakaları Vaka-i Hayriye’ye çevirmek için Moğolların dediği gibi

“Bişey yapmalı!”


Emoji ile tepki ver!

Bu Yazıyı Paylaş :

    0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • Diğer Yorumlar (0)